Kabahatin çoğu senin canım kardeşim-Pakrat Estukyan

ABD temsilciler meclisinin geçen hafta içinde büyük bir çoğunlukla kabul ettiği kararlar, Amerikan siyaset mekanizmasında ilk hamle olarak görülmeli. İkinci hamle aynı kararın senatoda oylanması ile yaşanacak. Siyasi gözlemciler kararın burada da büyük bir çoğunlukla kabul edileceği konusunda uzlaşıyor. Nihai aşama ise Trump’ın onayı.

Türkiye, 1915’de yaşananları soykırım olarak niteleyen karara karşı beklenen tepkiyi gösterdi. Daha önce defalarca tekrarlanan ‘yok hükmündedir’ veya ‘tanımıyoruz’ açıklamaları artık pek bir anlam taşımıyor. Türkiye bu konuda köşeye sıkıştıkça daha anlamlı, daha gerçekçi pozisyonlar almaya başladı. Örneğin “Daha önce yapmıştık, gerekirse tekrar yaparız” söylemi, “Türkün tarihinde soykırım yoktur” veya ‘Müslümanlar soykırım yapmaz’ gibi hamasi söylemlere kıyasla daha gerçekçi duruyor. Üstelik bu ‘tekrar yaparız’ sözünü, uluorta söylenmiş bir tehdit ifadesi olarak değil, yakın bir tehlike olarak değerlendirmemizi sağlayan olaylara tanıklık etmekteyiz. ‘Barış pınarı’ operasyonunun ilk gününde, 9 Ekimde Kamışlıda siviller hedef alınmış, Hıristiyan mahallesine gerçekleştirilen hava saldırısında Süryanilerden can kayıpları yaşanmıştı. Uluslararası hukuka göre savaş suçu kapsamında değerlendirilecek haberler, çoğu kez görüntülerle dünya medyasına yansıyor. Yasaklı kimyasal silahların, fosfor bombalarının kullanılması veya hastanelerin bombalanması kabul edilebilir şeyler değil. Nitekim MSB bu yöndeki tüm suçlamaları reddediyor. ‘Envanterimizde kimyasal silah yoktur’ açıklaması ise, İngiltere’den ithal edilen fosforun bilgisi ile açığa düşüyor.

HDP dışındaki tüm partilerin iktidarın savaş siyasetine icazet verdiğini göz önüne alırsak, toplumun da buna rıza gösterdiği çıkarsaması yapılabilir. İşte bu durumu açıklayan bir tespittir ‘Türklük sözleşmesi’. Barış Ünlü’nün siyasi literatürümüze kazandırdığı bu ifade, yazılı ve imzalı olmadan benimsenen bir toplumsal aklı ve onun dışavurum hallerini tanımlar. Bir nevi içselleştirilmiş algılar ve değerler bütünüdür Türklük sözleşmesi. Nitekim CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımları ve kararları da bu bağlamda değerlendirilmeli.

Fail, 1915’te uydurduğu bahanelerin benzerlerine sığınıyor. Geçmişte, ‘Ruslarla işbirliği yapmamaları için ülkenin doğu sınırındaki Ermenileri tehcir ettik’ derken bugün de ‘sınırlarımızda terörist bir yapılanmaya izin veremeyiz’ diyor. Üstelik bu bahanelerin batı dünyasında da kabul gördüğünü belirtmeliyiz. ABD’den Rusya’ya, AB’den NATO’ya kadar birçok unsur bu bahaneyi benimseyip haklı bulduğunu belirten açıklamalar yaptılar. Bir asır önce mazlum bir halk boğazlanırken, anavatanından sökülüp atılırken de aynı tutumu takınmışlardı.
İşin aslını ise Trump geleneksel patavatsızlığıyla dillendirdi. ‘Petrol kuyularının güvenliği sağlandı. Askerlerimiz petrol bölgesinin kontrolünü sürdürecek’. Neoliberal küresel kapitalizm çağında emperyalizm de artık daha fütursuz. Her şey açık oynanıyor. Gizlemeye, saklamaya gerek kalmadı.

İyi de insanlık bu aşamaya nasıl geldi? Esas sorulması gereken soru bu olsa gerek.

Siyasetçilerin, devlet yöneticilerinin birbirleri ile çıkar esaslı suç ortaklığı açıklanabilir. Ama toplumların, halkların bu denli yaygın haksızlıklara karşı duyarsızlığı açıklanmaya muhtaç bir durum. Hepi topu otuz- kırk yıllık bir sürede kitleler nasıl oldu da bu kadar duyarsız, bu kadar tepkisiz oldular. Yine küresel ölçekte gözlemlenen polis şiddeti tek başına bir açıklama sayılabilir mi? Bunun gerçekçi olmadığı Taksim gezi parkı eylemleriyle kanıtlanmıştı. Şimdi ise Bağdat’tan Santiago’ya, Beyrut’tan Katalonya’ya sayısız örnek, polisiye tedbirlerin kararlı halk kitleleri karşısında etkisiz kalmasının örnekleriyle dolu.

Pervasızlık bu boyuta gelince, birilerinin ‘kafamızı kızdırmasınlar, kız çocuklarımıza da Talat adını koyarız’ demesini doğal karşılamak gerekir. Ne de olsa ikide birde ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ türküsünü dillendiren bir Cumhurbaşkanımız var. Bilindiği gibi bu üstü örtülü tehdit sözü daha önce ülkücü çetelerin dilinde pelesenk olmuştu.

Dünyamızın panoramik görüntüsü Nazım Hikmet’in ‘Akrep gibisin kardeşim’ şiirini anımsatıyor. ‘Söylemeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim’ demişti ünlü şair.