Kader-kaza değil; iş cinayeti!

Diyarbakır’da bir cami inşaatı yapımında çalışırken, 3 Mart 2016’da vinçle taşınan beton bloku tutan yıpranmış halatın kopması sonucu hayatını kaybeden devrimci işçi Duran Baysal için, 22 Haziran Pazartesi günü, açılan davanın ilk duruşması sonrası, Diyarbakır İHD’de bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Başlatılan soruşturmanın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra açılan davada, şirket yetkililerinin katılmadığı duruşma, 5 ay sonraya, 9 Kasım tarihine ertelendi. Duruşmada, hakim, dosyaya hakim olmak için inceleyeceğini söylerken, Duran Baysal’ın avukatlarının bastırması ile, şirket sorumlularının zorla getirilmesi kararı alındı.
Duruşma sonrası, Duran Baysal’ın kardeşi, avukatları ve yoldaşları Diyarbakır İHD’de bir açıklama yaptı.
İşçi Gazetesi adına yapılan açıklamanın tam metni… 
Yaşamını sürdürmek için, ailesinin çocuklarının rızkı için çalışırken hayatını kaybeden tüm işçi kardeşlerimizin anısına saygıyla…
“Kim vurduya gitti!” ifadesi, genellikle bir kargașa ortamında canını yitirenler için kullanılır.
Bu ölüm, bir tarz “faili meçhul” cinayette yitip gitmektedir. Bizim ülkemizde, faili açık olan ‘meçhul ölümlerdir bunlar Ölüyoruz ve kim vurduya gidiyor canımız.

Bu ülkede her ay ortalama 150 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre; geçtiğimiz Mayıs ayında 156 işçi, 2020 yılının ilk 5 ayında 737 işçi, son 18 yılda ise 24 bin 136 işçi çalışırken hayatını kaybetti.

Özellikle taşeron çalışma sistemiyle birlikte yaygınlaşan ölümlerde, işçiler adeta faili meçhule kurban gitmektedir. Birileri ‘fail’ diye tutuklanıp cezalandırılıyor olsa da asla gerçek fail ya da failler ceza almıyor. Dahası; bir iş cinayeti, dava süreci ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, her seferinde hayatını kaybedenin cezalandırıldığını ibretle görmüş oluyoruz.

Kozlu, Davutpaşa, Ostim, Elbistan, Esenyurt, Soma, Ermenek, Şirvan, Torunlar. Her biri hafizamıza kazınan toplu işçi ölümlerininin gerçekleştiği iş cinayetlerdir. Hepsinin üzerinden çok yıllar geçti. Bu cinayetlerde hayatını kaybeden işçilerin aileleri ve yakınları hala daha adalet beklemekte, gerçek sorumluların hakettikleri cezayı almalarını talep etmektedirler.

Bugün burada, üzerinden 4 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra Duran Baysal yoldaşımızın ilk duruşması görüldü. Dava süreci, adalet sistemi için bir trajedi, bizim için komedi mahiyetindedir. 9 Kasım tarihine ertelendi. Ne zaman sonuçlanacağı meçhul; buna ‘mülkün temeli adalet’ karar verecek.

Biz işçilerin, yoksul insanların mağduru olduğu bir dava söz konusu ise; adalet, yorgun öküzlerin önüne koşulduğu kağnı arabası gibidir; acelesi yoktur adaletin. Nihayet, bir zaman sonra öyle ya da böyle ‘tecelli’ edecektir. Ne de olsa canı giden bir kodaman-patron-burjuva değildir.

Şayet bu saydığımız sınıftan birilerinin ‘mağduriyetine’ dair bir dava söz konusu ise; bir başvuru, bir talep söz konusu ise, adalet jet hızıyla tecelli etmektedir; böyle oluyor.

Mesela, İstanbul’un göbeğindeki Torunlar Plaza projesinin bir an önce bitmesi, rantın sıcak paraya dönüşmesi için gece de çalışılması gerekiyorsa Vali ye bir telefon yeterlidir. Değil mi ki Aziz Torun, ülkeyi de şirket gibi yöneten parti başkanının İmam Hatip’ten sınıf arkadaşıdır; ‘olmaz’ demek Vali’nin haddine midir?

Hatırlansın; 10 işçi kardeşimiz, belleri kırılarak oldu Torunlar’da. Daha fazla yük taşısın diye, güvenlik işlevi gören Swiç sistemi iptal edilen asansor 33’ncü kattan zemine çakıldı. Gerçek tek suçlu ceza almadı. Kamuoyundaki yoğun tepkiler nedeniyle tutuklananlara verilen hapis cezası ise paraya çevrilerek dava kapatıldı.

Ne Torunlar’daki katliam, ne Soma, ne digerleri, ne de yoldaşımız. Duran Baysal’ı aramızdan alan hiçbir ölüm: kaderle, kazayla, fitratla açıklanamaz. Hepsinin raporları ortadadır. hepsi açık cinayettir.

Patronlar, kârlarından zarar etmemek için, daha fazla kâr için önlem almıyor ve işçileri öldürüyor.

Mesele bu kadar açıktır. Bu çürümüş sermaye düzeni işçi kanıyla, yoksulların kanıyla beslenmeye devam ediyor.

Duran Baysal yoldaşımız, bir Cami inşaatı yapımında çalışmak için Diyarbakır’a geldi. Çalışırken, vinçle taşınan beton bloku tutan yıpranmış halatın kopması sonucu 3 Mart 2016’da hayatını kaybetti.

Açılan davanın soruşturma sürecinde Duran’ı ve iş arkadaşlarını kusurlu göstererek patronu aklayan bilirkişi raporu, daha sonra avukatlarımızın itirazıyla yeniden düzenlendi, Duran ve arkadaşları tali kusurlu sayıldı.

Elbette bu davanın takipçisi olacağız ve dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu çürümüş sermaye düzenine kinimiz zerre kadar azalmayacak.

İsçi Gazetesi saflarında mücadele yürüten, İnşaat-İs sendikasının Ankara’daki ilk üyelerinden olan devrimci inşaat işçisi Duran Baysal ve çalıştığı İstanbul Galataport şantiyesinde Korona salgınına yakalanarak 13 Nisan’da hayatını kaybeden Dev Yapı-İş sendikası yöneticisi, Hasan Oğuz yoldaşlarımızı asla unutmayacağız, mücadelemizde yaşatacağız.

Duran’ın, Hasan’ın ve yitirdiğimiz binlerce işçi kardeşimizin anısına bir kez daha söz veriyoruz; İşçi kanıyla beslenen kapitalizmi tarihin çöplüğüne gömene kadar kavgamız sürecek.

Duran ve Hasan nezdinde tüm inşaat işçisi arkadaşları örgütlenmeye çağırıyoruz. İşçi cinayetlerini durdurmak için, sorumlulardan hesap sormak için tüm emek örgütlerini mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.