Kaldıraç’tan ‘Genel Grev Genel Direniş’ paneli

Kaldıraç tarafından, 25 Ocak’ta EĞİTİM-SEN Kadıköy şubesinde ‘Genel Grev, Genel Direniş’in konuşulduğu bir panel düzenlendi. Panelin konuşmacıları DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kanber Saygılı, gazeteci Bahadır Özgür, TEKGIDA-İŞ Bursa örgütlenme sorumlusu Suat Karlıkaya ve Birleşik İşçi Kurultayı’ndan Ali Mişe’ydi.

‘Ekonomik Kriz ve Yansımaları’ konusuyla başlayan panelde konuşan Bahadır Özgür, konuşmasına krizin tarifiyle ve bu krizin neden diğerlerinden farklı olduğundan bahsederek başladı, krizlerin burjuva iktisatçıların yaptığı tanımların ötesinde olduğundan, bu krizle beraber halk isyanlarındaki kimliğin genişledini söyledi. Bu genişlemenin yanısıra bu krizin hem ekonomik hem de siyasal bir kriz yani ‘yapısal bir kriz’ olduğunu belirten Özgür, ‘Neoliberalizm krizlere yol açarken, bu kez kendi krize girdi.’ diyerek bu ‘yapısal krizin’ özünü belirtti. 24 Ocak kararlarının tamamlayıcısının AKP olmasının yanısıra ‘Sermaye birikim rejimine’ geçildiğini söyleyen Özgür, bu rejimdeki ucuz emeğin, işgücünün örgütsüzleştirilmesinin gerekliliğinden ve bunu sağlayan politikalardan bahsederken bu rejimin uygulanması için, tekelci kitlerin tekelci sermayeye devrinden bunun da bir sektörün bir sermayedara doğrudan verildiğini söyleyen Özgür, sermaye birikiminin de karakterinin değiştiğini, üretim sabitken, tüketimin artırılarak sahte refah yaratıldığını halkın borçlanmasını bunun da geleceksizliği ortaya koyduğunu söyledi. Sözlerine grafikleriyle devam eden Özgür’ün, ortaya koyduğu çarpıcı verilerden birkaçı ise;
-Her 100 liranın yalnızca 6’sının emekçilere düştüğü,
-AKP geldiğinden beri varolan en zengin 100 ailenin aslında değişmediği, 30 ailenin de AKP’nin yarattığı kendi sermayesiyle birlikte zenginleştiği,
-Eğitimin iyi yaşam sağlayacağı ümidinin kırıldığı,
-Yükseköğretim mezunlarının reel gelirinin %60 civarı kayba uğradıydı.
Özgür, sözlerini sahte refahın bittiğini, kutuplaşma ile yönetmenin ise bir mecburiyet olduğu, sermayenin de mecburi şekilde bu yönetime razı olduğunu söyleyerek bitirdi.

Bahadır Özgür’ün ardından ise konuşmayı ‘Direnişler Nasıl Kazanılır ve Cargill Örneği’ konusuyla Suat Karlıkaya devraldı. Konuşmasına kendini tanıtarak başlayan Karlıkaya, işçi sınıfının örgütlenebilmesi için sınıf tahlilinin önemiyle devam etti, sistemin onyıllarca eğittiği bir işçinin yeniden eğitimindeki zorluklardan bahsederken SÜTAŞ örneği verdi. Sözlerine ‘Başarı hikayeleri yazmalıyız, bunları diğer arkadaşlara anlatmalıyız’ diyen Karlıkaya, bu sözüyle aslında Cargill direnişinin neden zafer kazanılmadan bitmediğini de açıklamış olurken, yalnız güncel direnişlerin değil sınıfın direniş tarihinin de bilinmesi gerektiğini vurguladığı konuşmasında diğer önemli bir nokta ise Metal Fırtına’nın tarihsel gelişiminde bahsetmesiydi. Asgari ücret hakkında genelin dışında bir yorumla, asgari ücretin 1000 lira bile olabileceğini dile getiren Karlıkaya, ‘kavga edip hakkın alınması gerektiği’ni söyledi. İşçilerin genelde ilk kazanımlarında işe dönmesinin eleştirildiği, sonuna kadar gidilmediğinin söylendiği konuşma önümüzdeki günlerin işçi sınıfı için daha sıcak geçeceği öngörüsüyle sonlandı.

Bu konuşmanın bitişinde sonra sözü alan DİSK YK üyesi Kanber Saygılı, ‘Sendikalar Ne Yapmalı?’yı konuştu. Herkesin kendini bu fotoğrafta görmesi gerektiğini söyleyen Saygılı’nın eleştirilerinden biri sendikaların aldığı geri tutumdu, buna bağlı olarak ise sendikal hareketin önümüzdeki dönemdeki muhtevası hakkında fikirlerini belirten Saygılı, DİSK özelinde devrimci sendikaların ‘ideolojik’ yönünün şeffaflaştığı, gerilediği eleştirisiyle konuşmasını sürdürdü. Tarihsel olarak DİSK’in kuruluş ve ileri dönemlerinden bahsedilirken, dünyadaki devam eden isyanların aslında coğrafyamızda da bir isyana zemin hazırladığı belirtildi. Konuşmasına devrimci durumdan bahsederek devam eden Saygılı, devrimin nesnel şartlarının var olduğu ama devrimcilerin sınıftan yalıtık bir pozisyonda olduğunu, bunun devrimcilerin ‘öncü’ rolünü oynayamadığı bir belirsizlik halini getirdiğini söyledi. Sözlerini saldırının tekil olarak emeğe değil, kadına, doğaya, çocuklara, Alevilere kısacası tüm ezilenlere olduğunu, işçi sınıfının ise gücünün farkına varması gerektiğini ve genel grev söyleminin yanında mutlaka sürekliliği olan bir ‘genel direniş’in de olmasının önemini vurguladı ve son olarak sözü Ali Mişe’ye bıraktı.

Birleşik İşçi Kurultay’ından Ali Mişe’nin konuşmasının içeriği ise ‘Genel Grev Genel Direniş’ti. Genel grevin bir var olma meselesi olduğunu söyleyen Mişe, ‘Genel grevi neden örgütlemeliyiz?’in cevaplarını verirken bu konuda güncel bir mesele olan metal işçilerinin sendikası olan Birleşik Metal-İş’in konferasının sonuçlarıyla yoksulluğu açıkladı. Bu konferanstan çıkan;
-Yoksullaşmanın yalnız tek taraflı büyüdüğü, diğer tarafın daha fazla zenginleştiği,
-Reel ücretlerin azaldığı tespitlerini vurgulayan Mişe, krizde işçilerin ‘Kriz benimle mi alakalı, değilse ben bunu yenebilir miyim?’ diye düşündüğünü söyleyerek, yenebileceğini düşünenlerin konserve yapmak, doğalgaz açmama gibi kişisel çabalarının olduğu tespitini yaparken, tespitine tekil mücadelenin yetersizliğinin eninde sonunda farkına varıldığını ekledi. İşçi sınıfının eylemliliklerinin dağınık olduğunu söyleyen Mişe, direnişe geçecek işçilerin en büyük korkusunun yalnız kalmak olduğunu, cam işçilerinin ‘Yalnız kaldık’ serzenişlerini anlattı. Metal Fırtına’nın yalnız ekonomik bir eylem değil, politik yönüyle de devam ettiğini aslında bunun tam da bugün olan dağınıklığın orada olmaması, bir ağın varlığıyla alakalı olduğunu söyleyen Mişe, bu konun ardından, dünyada devam eden isyanların olduğu 40 ülkenin, 19’unda ilan edilen genel grevden bahsederken, Anadolu’nun tarihinden 3 Ocak 1991 genel grevinden bahsetti. Suat Karlıkaya’ya katıldığını geçmişin de irdelenmesi gerektiğini söyleyen Mişe, bölgemiz işçi sınıfının 15-16 Haziran Direnişi’ni, Zonguldak Madenci Yürüyüşü’nü, 2015 Metal İşçilerini örneklerine ekledi. Genel grevin mümkün olduğunu, bu grevin sonuçlarında ise en önemli olarak,
-İşçi sınıfının birbirine güven kazanması,
-Sendikal örgütlenmenin önünü açması,
-Sendika mafyasının yenilgisi olacağını söylerken, konuşmasını ise ‘Genel grev zor ama zorunlu bir görev olarak önümüzde durmaktadır.’ diyerek bitirdi. Konuşmaların ardından ise yapılan soru-cevap etkinliği ile panel sona erdi.