Kanal Değil İstanbul!

Kanal Değil İstanbul!

Şişli Kent Konseyi üyeleri itiraz dilekçesi vermeden önce yaptıkları basın açıklamasında “Kanal İstanbul için kullanılması düşünülen kaynakların herkese en iyi eğitim ve sağlık hizmetlerini sunmaya destek olacak, kadın ve genç istihdamını arttıracak, İstanbul’u depreme ve iklim krizine dayanıklı hale getirecek projelere aktarılmasını istiyoruz” denildi

Şişli Kent Konseyi üyeleri, Kanal İstanbul’un ÇED raporuna itiraz dilekçelerini vermek için Darphane’de eylem yaptı. ‘Kanal Değil, İstanbul’ pankartı açan göstericiler adına yapılan açıklamada şöyle dendi:

Şişli Kent Konseyi olarak Kanal İstanbul’un ÇED raporuna itiraz dilekçelerimizi vermek ve kamuoyunu bilgilendirmek için buradayız. Uzun süredir ülke gündeminde olan “Kanal İstanbul” tartışmalarını izliyor ve Kanal İstanbul sonrası değişmesi beklenen Boğaz akıntı dengelerinin, iki denizin birbirlerine karışan sularının, Karadeniz’in azalan, Marmara’nın artan seviyesinin uzun vadeli sonuçlarının ne kadar incelendiğini ve değerlendirildiğini , bütün bunların uzun vadede hangi sonuçlara neden olacağını bilmek istiyoruz.

Bilim insanları bu konularla ilgili bir çok ciddi çevresel tehlike ve tehditlerden bahsediyorlar. ÇED Raporu’nda özellikle bu çevresel tehdit ve tehlikelere somut cevaplar verildiğini düşünmüyor, aynı zamanda uzun vadeli sonuçlar hakkında öngörülü bir yaklaşım sergilenmediğini gözlemliyoruz. Bizler, çocuklarımıza ve gençlerimize, daha kötü yaşam şartlarında bir İstanbul şehri bırakmak istemiyoruz. Kamu önünde yapılan tartışmalarda Kanal’ın İstanbul Boğaz’ının yükünü hafifleteceğinden bahsediliyor ama aynı zamanda Montreux Anlaşması’nın da tartışılmayacağı ifade ediliyor. Bileşik kaplar prensibini hatırlayarak Kanal’ın Boğaz’ın yükünü hafifleteceğini, İstanbul Boğazı için de gemi geçişlerinde bekleme sürelerinin azalacağını, bu durumda en büyük ve en tehlikeli yükleri taşıyan gemilerin neden Kanal’ı tercih edeceklerinin varsayıldığını sormak istiyoruz.

Soracak sorularımız çok fazla, sorularımızın cevapları muğlâk ve tatmin edici değil. Bizler Şişli’li yurttaşlar olarak bu sorularımıza cevap aramakla birlikte, özellikle şu hususları
vurgulamak istiyoruz:

  • İklim krizi her türlü kararda dikkate alınması gereken en acil krizdir. Aralık ayı ortasına kadar neredeyse hiç yağış alamamış olan şehrimizde, artan ortalama hava sıcaklıklarının gelecekteki etkilerini şimdiden gözlemeye başladık. İklim krizi bulunduğumuz coğrafya için kuraklık getirecekken, bir damla suyumuzu, bir metrekare içme suyu havzamızı bile kaybetmek istemiyoruz. Melen’den taşınan suyun kayıpların çok ötesinde bir kaynak olacağı ifade ediliyor ama en eski atasözlerimizden bir tanesi taşıma su ile değirmenin dönmeyeceğini söyler. İstanbul, başka yörelerin suyunu sömürmek üzerine kurulu bir düzende tüketen şehir olmamalıdır, İstanbul kendi kendisine yeterli olmayı başaran bir şehir olmalıdır.
  • Kanal İstanbul ÇED raporunda sadece şantiye faaliyetlerinin karbon ayak izinden bahsediliyor olmasını hayretle karşılıyoruz. Ne kanal ile ilgili yapılarda kullanılacak malzemelerin üretimi nedeniyle atmosfere salınacak karbon, ne de kanal ile birlikte inşa edilmesi planlanan büyük yerleşimin iklim krizine etkileri hesaplanmış değil. Bizler iklim değişikliğine NASIL BİR bir etki yükleyeceği belli olmayan bir projeye ortak olmak istemiyoruz.
  • Kanal ve bağlantılı projelerin yok edecekleri tarım arazilerinin İstanbul için çok değerli olduklarını biliyoruz. Dünyanın şehir içinde tarım yapabilmeye çabaladığı, şehirlerin kendi kendilerine yeter hale gelmelerinin elzem görüldüğü bir zamanda sonsuza dek üretim yapılabilecek arazilerin, kaynakların neden yapay ve gerekliliği tartışmalı bir suyoluna feda edilmek istendiğini anlayamıyoruz. Biz nereden geldiğini bildiğimiz, üreticisi ile doğrudan ilişki kurabileceğimiz, şehrimizin yakın coğrafyasında üretilmiş güvenilir gıdaları tüketmek istiyoruz.
  • Biz, İstanbul’un büyüme sınırlarına ulaştığının farkında ve inancındayız. İstanbul, yüzlerce yıldır misafir ettiği nüfusun varolması için kaynaklarını en cömertçe sunmuş olan bir coğrafyadır. İstanbul, ne insanın doğaya karşı gücünü kanıtlamaya çalışması gereken bir çöl şehri, ne de akıl ve mantığın unutulduğu bir yeni yetme şehirdir. İstanbul’un misafir ettikleri olarak ona hak ettiği saygıyı göstermemiz gerektiğine inanıyoruz. Kanal İstanbul için kullanılması düşünülen kaynakların herkese en iyi eğitim ve sağlık hizmetlerini sunmaya destek olacak, kadın ve genç istihdamını arttıracak, İstanbul’u depreme ve iklim krizine dayanıklı hale getirecek projelere aktarılmasını istiyoruz. Bilimin karşı çıktığı, ekolojik ve ekonomik geleceğimizi ipotek altına alacak emlak projesine karşı çıkıyoruz. ‘Kanal değil İstanbul’ diyoruz.