Kara deniz, kara yazı… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Byzerler, Bekhiriler, Heptakometler, Mossynoikler, Makronlar, Kolkhisler…

Hepiniz merak ediyorsunuz bu isimler ne anlama geliyor diye.

Hemen söyleyeyim; Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan en eski yerli halkların isimleri bunlar.

Yaklaşık 4 bin yıllık geçmişten söz ediyorum…

Bu halkların isimleri Helen yazıtlarında var. Ayrıca Anabasis’in 2400 yıl önce ‘Onbinlerin dönüşü’nü yazdığı eserinde kayıt altına alınmışlar.

Zorlu Karadeniz coğrafyasında yaşama becerisi geliştirdiklerini, denizcilikle uğraştıklarını, ahşaptan yüksek evler inşa ettiklerini, silahlar ürettiklerini, toprağı işlediklerini, kendirden giyecek yaptıklarını, kokulu üzümü enfes şaraba çevirdiklerini biliyoruz.

Diğer taraftan zaman zaman Perslere, Helenlere  ve diğer kolonici güçlere karşı savaştıklarını yazıyor tarih.

Belli ki özgürlüklerine aşık ve onun için savaşan ele avuca sığmaz insanlardılar.

Ne yazıktır ki toplumların yaşamı da evrim teorisine uygun gelişim gösteriyor.

Baskın olan halklar daha zayıf olanları değişime uğratıyor ve kendilerine benzetiyor.

Doğu Karadeniz halkları da bu gerçeklikten bağımsız kalamadı.

Önce Romalılar geldi ve bölgenin önemli bir bölümünü kendine benzetti. Dil Rumca, din Ortodoks Hristiyanlık oldu.

Ardından Osmanlı hakimiyeti başladı. Bu kez dil Türkçe, din ise İslama dönüştü.

Elbette  bu değişim süreçleri kolay olmadı. İçinde yüzlerce binlerce katliamı, trajediyi barındırdı.

Kendi kültürünü yaşamak için direnen halklar soykırıma uğradı.

Ne var ki ne yapılırsa yapılsın yaratılan kültürün izlerini silmek mümkün olamadı.

Bugün Karadeniz’de binlerce yıl öncesinden gelen yaşam alışkanlıkları devam ediyor.

Kimliğimizi belirleyen tüm davranışlarımızda binlerce yıl öncesinin izlerini taşıyoruz.

Zorlu doğa koşullarına karşı verdiğimiz ustaca mücadele, ahşabı kullanma becerilerimiz, denizle olan kopmaz bağlarımız, kendiri işleme yeteneğimiz, hızlı ve yüksek sesle konuşmamız, çabukluğumuz, kıvrak zekamızın kökleri geçmişimizde yatmaktadır.

Aksini kim iddia edebilir ki…

Bugün 19 Mayıs.

Birçoğu için bugün 1919 yılında M. Kemal’in Samsun’a çıkışı ve yeni kurulan cumhuriyetin ateşini yakması olarak bilinir. Ve coşkuyla kutlanır.

Oysa Karadeniz halkları açısından durum hiçte böyle değildir.

En azından tarihi bilenler 19 Mayıs 1919 yılını acıyla yad eder.

Çünkü 1919 ile 1923 yılları arasında 350 binin üzerinde Rum katledilmiştir. Kalanları ise mübadele ile Yunanistan’a gönderilmiş ve köklerinden koparılmıştır.

Katledilen ve köklerinden kopartılanların ne kadarı Rum ve ne kadarı Karadeniz’in asimile olmuş en eski halklarındandır bilinmez.

Bilinen tek şey bunların hepsi Karadeniz toprağının çocuklarıydılar.

Pontus’un, yani karanlık denizin çocukları acılarla dolu bir tarihin derinliklerinden bugüne geldiler.

Yok olmadılar. Belki dilleri, inançları zorla değiştirildi, sürgün edildiler, öldürüldüler ama Karadeniz’in asi coğrafyasının asi çocukları olarak kalmayı başardılar.

Peki üç binyıl önce yaşayan bu halklara ne mi oldu?

Bakın aynaya, onları karşınızda göreceksiniz. Onların kaderleri her birimizin yüz hatlarında derin izlerle çizilmiştir…

Bakın horonlarımıza, kemençemize tulumumuza, o ortak kültürün kendisini göreceksiniz…

Biz Karadeniziz.

Kara yazılmış kaderimiz…