Kayıp Yakınları Fidancı Ailesinin Faillerini sordu

CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 85

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının, 28 yıl önce Yolaç köyünde aynı Fidancı ailesinden katledilen 4 kişinin faillerini sordu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, 587. haftalarında 1992 yılında Silvan’ın Yolaç (Susa) köyünde aynı aileden öldürülen Mehmet Habip, Mehmet Nuri, Vedat ve Ahmet Fidancı’nın faillerini sordu.

Sosyal medya üzerinden yapılan açıklamayı okuyan İHD Şube yöneticisi Ercan Yılmaz, 28 yıl önce yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “1992 yılında Silvan’ın Yolaç köyünde çeşitli olaylar vuku bulur. Bu nedenle köylüler arasında gerginlikler had safhadadır. Bütün köyü büyük bir korku sarmış, köydeki bazı aileler can güvenlikleri kalmadığı gerekçesiyle köyü terk etmek zorunda kalırlar. Köyde yalnızca belirli aileler kalır. Aradan 2 ay geçtikten sonra ekinleri biçmek için Mehmet Habip Fidancı, Mehmet Nuri Fidancı, Vedat Fidancı ve Ahmet Fidancı köye giderler. Fidancı ailesi ekinlerini harmanladıkları bir sırada Yukarıveysi köyü yakınlarında saat 11.00 civarında sivil giyimli, yüzleri kapalı yaklaşık 13 kişi Mehmet Habip Fidancı, Mehmet Nuri Fidancı ve Ahmet Fidancı’yı yakalayıp elleri ve ayaklarını bağlar, daha sonra diğer aile fertlerinin gözleri önünde kurşuna dizerler. Vedat Fidancı’yı da elleri ve gözlerini bağlayıp beraberlerinde götürürler. Vedat’a epey bir süre işkence yaparlar. Kulağını ve burnunu kestikten sonra onu da yüz üstü yatırıp tek kurşunla kafasından infaz ederler.”

”28 YILDIR MEÇHUL”

Hemen ardından jandarmaya haber verilmesine rağmen, katliamın 28 yıldır “meçhul” kaldığını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Jandarma cenazeleri Silvan Devlet Hastanesine götürür, otopsilerini yaptıktan sonra cenazeleri aynı gün aileye teslim ederler. Vedat’ın cenazesi de olaydan 15 gün sonra Kaniya Güla’da bulunur. Fidancı ailesinin herhangi bir örgütle bağları yoktu. Kendi hallerinde yaşayan ve gördükleri baskı ve zulümden dolayı köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı. Silvan’ın bir köyünde yaşanan bu elim hadise de ne yazık ki faili meçhul olarak kaldı.”