Kayyum gelmez demeyin – İhsan Hacıbektaşoğlu

“Bu da olmaz, bu kadar da ileri gidemezler…”

Son 18 yıldır aklımızdan geçen ama asla onay veremediğimiz ne ‘olmaz’lar olur oldu…

Burjuva devletin oturmuş işleyiş kuralları vardır. Bu kurallar asgarî ölçülerde çalıştırılarak devletin sınıfsal özü örtülmüş olur. Böylece sözde herkese eşit mesafede duran bir devlet baba görüntüsü yaratılır.

Oysa gerçeğin böyle olmadığı kuşku götürmez bir gerçekliktir. Cumhuriyet tarihi boyunca devletin kritik zamanlarda aldığı kararlar ve gerçekleştirilen makas değişiklilerinin tümü sermaye sınıfının çıkarları gözetilerek yapılmıştır.

Şöyle bir bakın; neredeyse on yılda bir yapılan askerî darbeler sıkışan sermaye sınıfının önünü açmaya hizmet etmiştir. Esas amaç budur. Bu dönemlerde ezilen kesimler ağır baskı altına alınmış ve yüksek bedeller ödemişlerdir.

AK Parti’li yıllar ise aşina olduğumuz tüm ezberlerin tek tek bozulduğu yıllar oldu…..

AK Parti öncesinde akamete uğrayan burjuva devlet çarkı bir süre sonra tekrar onarılıp eski hâline getiriliyordu. Bir illüzyon olsa da devlet yasama, yürütme, yargı ayrımı üzerinden yeniden yapılandırılıyordu.

AK Parti ise burjuva devlet çarkını tamamen bozarak iktidarını sağlamlaştırmaya uygun hâle getirdi. Bu değişim daha önce gizlenebilen burjuva devletin sınıfsal özünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Bugün ortada yasama, yürütme ve yargı ayrımları yoktur. Hepsi tek elde toplanmıştır. Burjuva devlet bu hâliyle sermaye sınıfına hizmet için büyük bir iştahla çalışmaktadır.

Hemen bir ilave yapayım, “sermaye sınıfı” derken yerli ve yabancı diye saçma bir ayrımdan söz etmiyorum. Küreselleşen dünya, sermaye için sınırları ortadan kaldırdı. Zaten küreselleşmenin asıl amacı sermayenin özgür dolaşım hakkını güvenceye almaktı.

AK Parti sermayenin en kararlı temsilcisi olma görevini layıkıyla yerine getirdi ve bu hâlâ devam ediyor. 18 yılda sermaye çevrelerine 750 milyar dolar faiz ödemesi buna en çarpıcı örnektir. Diğerlerini saymaya gerek yok.

Gelelim bugüne…

Covid-19 salgını kriz içinde cebelleşen dünya ekonomisini daha da derinlikli bir krize soktu. En güçlü ekonomiler bile sarsıldı. Dünya, ekonomik küçülme eğilimine girdi. Neo-liberalizmin ateşli savunucuları olan devletler piyasaya müdahale etmek zorunda kalıyor. Tanrılaştırdıkları piyasa, sorunları çözemiyor. Aksine daha da derinleştiriyor.

AK Parti yönetimindeki Türkiye, salgın sürecine çok kötü bir tablo içinde yakalandı. Elde avuçta ne varsa tüketildiği için piyasaya müdahale de olanak dışı oldu. Göstermelik olarak açıklanan paketler kimsenin yarasına melhem olmuyor.

Diğer taraftan ise salgın öncesi giderek derinleşen ekonomik krize ağırlaşan siyasi kriz eşlik ediyordu. AK Parti sürekli kan kaybediyor, alınan önlemler kan kaybını durduramıyordu. Yıllarca AK Parti içinde olanların ayrılması iki ayrı partiyi siyaset yaşamına soktu. İçeride ise pelikancılarla diğerleri arasında dişe diş bir mücadele vardı.

Hızla çözülmeye doğru gidiş, salgının başlamasıyla biraz olsun frenlenmiş oldu.

İşte bu noktada partili cumhurbaşkanı Erdoğan krizi fırsata çevirmek için harekete geçti. Salgına karşı başarılı bir yönetim sergilendiğini göstermek için elindeki güçleri devreye soktu. Muhaliflerin bu süreçte halkla kuracakları bağların önünü kesmek için cepheden propaganda başlattı. Özellikle CHP belediyelerinin çalışmalarını sekteye uğrattı. O kadar ki, bu belediyeleri paralel devlete benzeterek yalnızlaştırmaya çalıştı. Bu noktada her türlü kirli propagandayı kullandı.

Hemen söylemek isterim, Erdoğan burada durmayacaktır. “Bu da olmaz diyebileceğimiz” hamleleri beklemek kimseyi şaşırtmasın. Başta İstanbul olmak üzere CHP belediyelerine kayyum atamak sıradaki hamledir.

Böyle bir hamle ülkedeki krizi daha da derinleştirir; yapamazlar, diye düşünmeyin. Bu, Erdoğan’ın dikkate alacağı bir durum değildir. Yeniden İstanbul’u almak AK Parti tabanı için büyük bir moral kaynağıdır. Yetmez, geçmişte yaptığı gibi AK Parti’nin ülke çapında örgütlenmesinin mali kaynağını kaybeden AK Parti bu hamle ile mali sorunlarını yeniden çözmüş olacaktır.

Böylesi bir hamle karşısında CHP’nin tepkisinin ne olacağını hepimiz kestirebiliyoruz. Bir-iki gösteri sonrasında CHP yönetimi kitlesine itidalli olma çağrısı yapar ve tepkinizi sandıkta gösterin tavsiyesinde bulunur.

Sandığa odaklı demokrasi anlayışının sakatlıklarını biliyoruz. Oyları kimin attığının değil kimin saydığının önemi var. Yeni bir sandık kurulması da iktidardaki siyasi erkin tasarrufuna bağlıdır. “Olağanüstü dönemlerden geçiyoruz, devletin bekası için sandık kuramayız, sandık kurmak isteyenler vatan hainidir” denildi mi akan sular durur.

Şimdi soru şudur; içeriyi baskı altına alarak zorla da olsa tutan AK Parti’nin ekonomik ve siyasi sorunları çözmeye yönelik bir planı var mı?

Hadi bu noktada bir takım tezler ortaya atalım…

Erdoğan ve ekibi salgın sonrası dünyada uygun roller almayı hedefleyecektir. Dünyada çok ateşli ticaret savaşları olduğunu biliyoruz. ABD yıllardır Çin’in hızlı büyümesinin önünü kesmeye çalışıyor. Salgın süreci ile ABD yönetimi saldırılarını daha da arttırdı. Salgının Çin eliyle bilinçli biçimde dünyaya yayıldığını açıkça dillendiriyorlar. Burada durmayıp daha da ileri giderek “Çin bu salgınla doğan ekonomik ve manevi zararları ödemelidir” noktasına geldiler. Ayrıca Çin’de yatırımı olan şirketleri oradan ayrılmaya ve ucuz işgücü olan, güvenlikli pozisyonundaki ülkelere yatırım yapmaya teşvik ediyorlar.

Emin olun ki AK Parti dünyadaki bu gelişmeleri pür dikkat izliyordur. Dünyadaki sermaye hareketlerindeki değişimi ülkeye çekmek için tüm tavizleri vermeye de hazırdır. Aslında ülke yabancı sermaye için ucuz ve güvencesiz işgücü cennetine çoktan dönüşmüş durumdadır.

Belli ki önümüzdeki günler çok karmaşık politik süreçlere gebedir. Nasıl bir ülkeye doğru evrileceğimizin yanıtını da karşıt sınıfların örgütlü duruşları belirleyecektir.