lübnan ve parti meseleleri – ayşe düzkan

dünyanın hemen her yerinde leoliberalizm emekçilerin hayatında büyük yıkımlara yol açıyor. ama lübnan’da biraz daha farklı bir durum da var.

bbc muhabiri martin patience, son kalkışmalarla ilgili yazısında, beyrut’taki göstericilerden birinin şu sözlerini aktarıyor: “fark ettik ki aşırı yoksulluk içinde yaşayan bir hristiyan, aşırı yoksulluk içinde yaşayan bir sünni ya da şiiden farklı değildir.”

2019 yılı boyunca dünyanın farklı yerlerinde kalkışmalar oldu. genelleme, tahlil yapabilmenin önemli araçlarından biri ama yine de bunların hepsini bir torbaya koymanın açıklayıcı olmadığını düşünüyorum. evet, bunların hepsi neoliberalizmin hayatlarını cehenneme çevirdiği kitlelerin eseri. ama her bir ülkenin farklı dinamikleri var ve her yerde farklı sonuçlar alınıyor.

lübnan’da nüfusun çok önemli bir kısmını (bir buçuk milyon nüfuslu beyrut’ta geçen pazar bir milyon kişinin sokakta olduğu söyleniyor) sokağa döken kalkışma da benzer sebeplere dayanıyor. ama bunun yakın zamanlardaki ilk kalkışma olmadığını, 2015’te başlayan çöp eylemlerinin bir kuşağın politize olmasında önemli bir rolü olduğunu hatırlatayım. o eylemler, sadece şehir merkezlerinde değil, daha yoksul insanların yaşadığı bölgelerde de gerçekleşmişti. o eylemlere yol açan birikimin de 2011 arap ayaklanmalarından 2015’e kadar geçen sürede gerçekleştiği söyleniyor. (bu konuda daha fazla bilgi için lübnan komünist partisi merkez komite üyesi, feminist yazar cena yasmin nahal ile 2018 yılında yapılan röportajı okumanızı öneririm.) lübnan komünist partisi ülkedeki tek muhalif örgüt değil ama en güçsüz zamanında bile üye sayısının 5 binin altında olmadığını, yani nüfusun binde birinin parti üyesi olduğunu akılda tutmak gerek. ayrıca beyrut’un 20. yüzyılda arap devrimcileri için önemli bir merkez olduğunu, filistinli birçok devrimcinin yolunun bu şehirden ve beyrut amerikan üniversitesi’nden geçtiğini hatırlatayım.

dünyanın hemen her yerinde leoliberalizm emekçilerin hayatında büyük yıkımlara yol açıyor. ama lübnan’da biraz daha farklı bir durum da var. çünkü 15 yıl süren iç savaşın sonunda kabul edilen mezheplere dayanan devlet yapısı, bu savaşın ülkede yarattığı yıkımı gidermekten çok uzak. bu bırakın sosyal devleti, elektrik, su gibi sıradan hizmetlerin verilmesini bile güç hale getiriyor ve tabii bunun yükü en fazla yoksulların sırtına biniyor.

lübnan’la ilgili anlatılacaklar siyasi yapısıyla sınırlı değil tabii. beyrut’a “ortadoğu’nun paris’i” denmesinin bir sebebi fransız sömürgeciliği döneminden kalma etkiler; beyrut’ta bir kafe brigitte bardot’nun en sevdiği mekân olmakla övünüyor, beatles en başarılı zamanında yaptığı turnelerde bu şehirde de konser veriyor… ama aynı zamanda, bugün paris’e taş çıkartacak eğlence hayatı ünlü beyrut’un. lübnanlılar, yükselen yoksulluğun orta yerinde partilerken dünyanın pek çok yerinden gelen turistleri de eğlendiriyor. son kalkışmada gördüğümüz ve özellikle her kesimden muhafazakârın dudak bükmesine yol açan müzik, geleneksel dabke de dahil her türden dans biraz da bunun sonucu. büyük kederleri bazen büyük eğlenmek de telafi edebilir, değil mi.

lübnanlılar da eğlence kadar yastan da anlar desek yalan olmaz. büyük acılara yol açan iç savaşın, bugün farklı kimliklerin bir arada yaşaması konusunda her kesimin hassas olmasını sağladığı anlatılıyor. ama bir arada yaşamak hayal edildiği kadar kolay olmayabilir. görüntüleri sosyal medyada çok dolaşan, gösterilerden birine dansöz kıyafetiyle dans eden göstericinin ve ona eşlik eden erkeğin kısa bir süre sonra örtülü genç bir kadın tarafından bulunduğu yüksek yerden indirildiğini gösteren bir çekim de var; aynı ilgiyi görmese de.

ama her kesimden genç kadının, gösterilerde etkin ve önde olduğunu, beyrut’ta yaşayanlar –örneğin twitter’da @shapsugh14 hesabından türkçe paylaşımlar yapan nalan yazgan- aktarıyor. bu kadınların varlıkları ve kararlılıklarıyla tüm erkekleri tedirgin ettikleri, seksapelle, cazibeyle barışık olanların muhafazakârlara meydan okuduğunu buradan bile görmek zor değil. ve konu kadınlara gelmişken, beyrut’ta birçok feminist ve queer topluluk olduğunu da ekleyeyim.
gösterilerin başka birçok yerde gördüğümüz gibi ağır şiddetle bastırılmaması, taleplerin bir kısmının -tatmin edici biçimde olmasa bile- kabul edilmesini de ülke siyasetinin geçmişten çıkarttığı derslere bağlayanlar var. ama göstericilerin zaman zaman siyasi partilerin bürolarını –üstelik de her kesimin kendi desteklediği siyasi partinin bürosunu- hedef almış olması egemen siyasetin tamamına yönelik bir güvensizliğin yükseldiğini de gösteriyor ki bunu başka ülkelerde de görebiliyoruz; hatta türkiye’de de ama bu başka bir yazının konusu.

lübnan’daki de dahil olmak üzere bu hareketlenmelerin neoliberal sistemin sonunu getireceğini söylemek bence mümkün ve gerçekçi değil; ne talepler ne de şekillenme o yönde bir radikalleşmenin ipuçlarını taşıyor. ama bir yerden başlamak gerektiğini, o yerin yepyeni bir yer, yepyeni bir bakış açısı olacağını ve ümidin, gelenekleri ayakta tutarak değil, hayattan ve hareketten öğrenerek yeşertileceğini söylemek mümkün ve doğru.

Kaynak: Artı Gerçek