On’lar, katledilişlerinin 47.yılında Mahir Çayan’ın mezarı başında anıldı

Kızıldere Katliamı’nda katledilen THKP-C ve THKO militanları Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Saffet Alp, Sinan Kazım Özüdoğru, Ömer Ayna, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Nihat Yılmaz ve Sabahattin Kurt, katledilişlerinin 47’nci yılında Çayan’ın Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında anıldı. 

Devrimci 78’liler Federasyonu’nun pankartının ardında kortej oluşturan kitle, “Mahir, Hüseyin, Ulaş kurtuluşa kadar savaş” sloganlarıyla yürüyüşe geçti.

“Kızıldere geçmişten geleceğe bir yolculuktur”

Devrimci 78’liler Federasyonu Başkanı Hüseyin Esentürk, Çayan’ın mezarı başında bir konuşma yaptı. “Devrim ve demokrasi güçlerinin sosyalizm bayrağını bu ülkenin burçlarında sonsuz kadar dalgalandıraacağına olan inancımızı bir kez daha ilan ediyoruz” diyen Esentürk, “Emperyalizme, faşizme, şovenizme ve gericiliğe karşı mücadelenin hiç solmayan kan çiçeklerinin, On’ların katledilişlerinin üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, dipdiri kalmış ve günümüze ulaşıp yön veren bu büyük devrimci mücadele mirasını yaratanların önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

Kızıldere’nin devrimciler açısından “en büyük öğretmen” olduğunu belirten Esentürk, sözlerine şöyle devam etti:

Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin baş ucunda kenetlenmiş olmak, bu ülke sosyalistlerinin alacağı en büyük ders ya da birbirine verebileceği en büyük mesajdır.

Bu mesajı anlamamış dostlarımıza sitemimiz var. Kendi örgütünün yok olması pahasına başka bir devrimci örgüt liderini kurtarmak için ölüme yürümek dayanışma mesajının en anlamlısı en şereflisidir. Kızıldere anmalarında THKO ve TKP ML-TİKKO ardıllarını da kitlesel olarak görmek içimizi ısıtır ve bir vefa örneği olur. THKP-C geleneğinden gelen dostlarımızdan da hiç değilse önderlerinin anmasını beraber yapma geleneğini oturtmalarıdır. Dosta güven düşmana korku salar.

Bugün ülkeyi savaş batağına sokan, yoksulluğu diz boyuna çıkaran, insan haklarını demokrasiyi yok eden diktatör yine devrimcilere saldırıyor. Dün kanlı pazar yaratanlar, dün 6. Filo’yu kıble yapanlar, dün Beyazıt’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı yaratanlar bugün iktidarda. Dün “Komünistleri ezdik, 6. Filo gelebilir artık” diyenler bugün iktidar. Bugün de devam ediyorlar katliamlarına. Roboski’de, Diyarbakır’da, Suruç’da, Ankara’da, İstanbul’da, Antep’de ve daha ülkenin birçok yerinde devam ediyorlar. Katliamlarına devam ediyorlar, hırsızlıklarına devam ediyorlar, yolsuzluklarına devam ediyorlar.

Kızıldere bir ittifak değildir. Kızıldere geçmişten geleceğe bir yolculuktur. Devrime adanmışlığın, kararlılığın, fedekarlığın, siper yoldaşlığının adıdır. Bütün dünya da eşine az rastlanan bir dayanışmanın adıdır. Kızıledere’yi ittifak olarak değerlendirmek de Kızıldere’yi anlamamaktır

Kızıldere’den devrimci önderlerimiz bize sesleniyor; Devrimciler, sizlerin kapatmadığı bir hesabı hiçbir güç kapatmaz. Devrimciler, emek ve demokrasi güçleri, gençler, kadınlar olabildiğince geniş ve güçlü bir dayanışma hattına buluşun, kucaklaşın, omuz omuza mücadele edin. Bu karanlığı yırtın ve bu diktatörü alaşağı edin. Demokrasi bu ülkeye anasının ak sütü kadar helaldir. Devrimciler, devrime ve sosyalizme olan inancınızı hiçbir şart altında sarsmayın; yoldaşlarınızı sevin, yoldaşlarınıza gelen kurşuna seve seve göğsünüzü siper edin. Halka izah edemeyeceğiniz eylemleri yapmayın. Aynıların aynı yerde, ayrıların ayrı yerde olduklarını unutmayın.

Kardeşler; bugün Mahir olmanın, Ulaş olmanın, Deniz olmanın, İbrahim olmanın günüdür. Önderlerimize kula verin. Dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa, zulme, karşı durun. Kızıldere’de yaratılan dayanışma ruhunu bugün tüm coğrafyamızda zulme, zorbalığa karşı durarak taçlandırmalıyız.

“Kızıldere yapılamaz denileni yapmaktı”

Esentürk’ün ardından Devrimci Gençlik adına yapılan konuşmada Kızıldere’nin “yol yoksa da açılması gerektiğinin bilinci” olduğu belirtilerek “Devrimciliğin en temel koşulu nedir dense, hiç tereddüt etmeden imkansızı istemek deriz. İşte imkansızı istemekti  Kızıldere. Yapılamaz denileni yapmaktı” denildi. Konuşmada devrimci dayanışmanın devrimci sürecin bir parçası olduğu belirtilerek “Bütün imkansızlıklar karşısında inadımızı, inancımızı büyüten sırrımızdır Kızıldere” ifadelerine yer verildi.

Çayan’ın mezarı başında yapılan konuşmalar ardından kitle sloganlar eşliğinde Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan , Yusuf Aslan, Oktay Etiman, Ulaş Bardakçı’nın mezarına yürüdü. Bardakçı’nın mezarında yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından anma töreni sonlandı. 

Aka-der,  Kaldıraç adına yapılan açıklamada ise şu noktalara değinildi.

ESİR ALINMAK DEĞİL TESLİM OLMAK ÖLDÜRÜR.
MAHİR ÇAYAN VE YOLDAŞLARI YAŞIYOR!

Doğrudur, zulmün geçmişten bugüne uzanan uzun bir tarihi yolculuğu vardır. Fakat unutmamak gerekir ki baskının zulmün ve zorbalığın olduğu her yerde, haksızlıklara karşı direnenlerde var olmuştur ve sınırsız, sınıfsız bir dünya kuruluncaya kadar da var olacaktır.

Yaşadığımız topraklarda Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya ve Mazlum Doğan insana yaraşır bir dünya hayallerini gerçeğe dönüştürmek için en önde yürümeyi göze almış savaşçılardır.

Onlar yaşamı da ölümü de büyük bir ciddiyetle yaşamış olanlardır. Doğru bildiklerinden, devrimci değerlerinden asla ödün vermeyen, asla vazgeçmeyenlerdir. Dayanışmanın, cüret etmenin, sonuna kadar gitmenin adıdır onlar. Mahir Çayan ve yoldaşları, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai
Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz da 30 Mart 1972’de sömürüye, baskıya, zulme karşı durmanın onurunu, erdemini bir kez daha miras bırakmışlardır geride kalanlara.
Denizlerin idamını durdurmak için yaptıkları eylem sonucu Kızıldere’de etrafları kuşatıldığında tereddütsüz yürümüşlerdir düşmanın üstüne.Şimdi kim öldü diyebilir onlar için?

Che’nin dediği gibi “yaşamak mı ölmektir, ölmek mi yaşamak”? Yaşamak nefes almak mıdır, yemek içmek, uyumak, her gün bir öncekinin aynısı sabahlara uyanmak, korkarak, etrafına örülü tel örgülerin içinde kıvranmak mıdır yaşamak?

Tutsaklar sadece hapishanelerde mi yaşarlar?
İş yerlerinde köle gibi sabahtan akşama çalışan, emeğinin karşılığını alamayan kişi tutsak değil midir? Yanı başında savaşlarla, kaza süsü verilen cinayetlerle, toplu katliamlarla insanlar katledilirken, yaşam alanları elinden alınırken, aç bırakılıp aşağılanırken, susan, sessiz kalan,
görmezden gelen insan tutsak değilse nedir?
Bugün, devletin halkına düşmanlığını gizleyemez hale geldiği, yarattığı ekonomik krizin yükünü işçi ve emekçilerin sırtına yüklemeye çalıştığı, seçim adı altında yapılan tiyatro gösterisinde dahi
kendi demokrasi kurallarını yok saydığı, kendisi gibi düşünmeyen ya da biat etmeyen her kesimi açıkça tehdit ettiği, yok saydığı, terörist ilan ettiği bu zamanda; asker, polis, yargı ve medyanın
halklara, işçilere emekçilere karşı aldığı tutum halkın esaretinin açık kanıtlarıdır.
Fakat bu esaret koşulları sonsuza kadar sürecek değildir.
Baskı zulüm ve sömürü kapitalist sistemin kendi sınırlarını dahi zorlayacak seviyede olsa da en ufak bir direniş dahi yolumuzu aydınlatmaya katkı sunmaktadır.
Bunca esaretin tek nedeni sömürücü sınıfların gelecek korkusudur. Yarınsız olduklarının farkındadırlar. Dünyanın dört bir yanında henüz çok sınırlı olsa da duyulan ezilenlerin ayak sesleri korkulu rüyalarıdır.

Yaşadığımız topraklarda da Leyla Güven’in başlattığı ve yüzlerce tutsağın destek verdiği açlık grevleri, işçilerin gasp edilen haklarını geri almak için başlattıkları irili ufaklı direnişler, başta İstanbul Taksim 8 Martında olduğu gibi meydanları dolduran kadınlar, ihraçlara rağmen geri adım atmayan binlerce akademisyen ve direnen herkesin mücadelesi, etrafımıza örülen esaret duvarlarını yıkmak için birer adımdır.
Yapılması gereken tek şey, görmek, duymak, bakmak ve karşı koyabilmek için yan yana gelmektir.
İnsan kalmak için direnmek, kazanmak için örgütlenmek gereklidir.

Çağrımız, zulme teslim olmama çağrısıdır.
Çağrımız, insan olma insan kalma çağrısıdır.
Çağrımız, Mahirlerin, Denizlerin, Mazlumların, İboların bayrağını zaferlere ulaştırma çağrısıdır.
Çağrımız, devrim ve sosyalizm için savaşma, sınırsız ve sınıfsız bir dünya kurma çağrısıdır.
Yaşıyor, mücadele ediyor, inanıyor ve görüyoruz ki, mutlaka kazanacağız.

DEVRİM İÇİN İLERİ
YA SOSYALİZM YA ÖLÜM

KALDIRAÇ / AKA-DER