Paris Komünü’nün devrimci idealleri Seattle’da yaşıyor

ABD’de George Floyd’un polis tarafından öldürülmesiyle başlayan protestoların ışığında Seattle’da kurulan özerk bölge, 1871 Paris Komünü’nün ruhunu yaşatıyor. Capitol Hill Özerk Bölgesi’nde yaşam, ‘polise hayır kooperatifi’ ile sürdürülüyor.

Black Lives Matter (BLM/Siyahların Hayatı Değerlidir) hareketi tarafından Seattle’da kurulan yeni bir özerk bölge, 1871 yılındaki Paris Komünü ile bazı dikkat çekici benzerlikler taşıyor. Vahşi biçimde sona erdirilmesine karşın, 150 yıl önce Fransa’nın başkentinde yaşanan ufuk açıcı iki olay, o zamandan beridir ilerici kentsel siyaseti ve daha geniş bağlamdaki sosyal adalet hareketlerinin gündemini belirlemeyi sürdürüyor. Bununla birlikte, Seattle’da olup bitenler komünün politik tasavvurlarının bazılarını paylaşırken, yaratıcı kapitalistler tarafından tercih edilmek gibi tamamen farklı ve daha sofistike bir tehditle karşı karşıya.

Seattle’daki ‘Capitol Hill Özerk Bölgesi’ -ya da kısaca CHAZ- 8 Haziran günü Seattle’ın Capitol Hill bölgesinde kuruldu. Seattle polisinin protestocularla yaşanan çatışmalar yüzünden bölgeyi terk etmesinin ardından harekete geçen BLM protestocularının çabaları sonucunda ortaya çıktı.

O zamandan beri, protestocular etrafına barikatlar kurdular ve ücretsiz su, el dezenfektanı, yüz maskeleri, yiyecek ve diğer malzemeler dağıtan bir ‘polise hayır kooperatifi’ (ing. ‘no cop co-op’) kurdular. Çoğunlukla anarşist kentsel protesto kamplarıyla ilişkili öğretiler, sokak sanatı enstalasyonları ve diğer etkinlikler hakkında tartışmalar yürütüyorlar.

PROTESTO MERKEZLERİ

Kent sosyologu Saskia Sassen’in de savunduğu üzere, kentler yüzyıllardır protesto hareketlerinin odak noktası olmuştur çünkü kent daima güçsüzlerin tarih yazabileceği bir yer olagelmiştir. Bu sebeple, CHAZ’in yaratılması, hareketi kentsel devrimci tarihin panteonunda sağlam bir şekilde pekiştirme potansiyeli barındırıyor. Ve polisin lağvedilmesi, yargılamaların yeniden yapılması, hüküm giymiş protestocular için af çıkarılması ve kiraların denetim altına alınması da dahil olmak üzere ortaya koyduğu talep listesi göz önünde bulundurulduğunda, özünde son derece radikal bir siyaset bulunuyor.

Yani, CHAZ ve Paris Komünü arasında yapılması gereken bazı bariz kıyaslamalar söz konusu. Paris’te proletarya, Fransız seçkinlerinin uzun zamandan beridir süren ekonomik baskılarına tepki gösteriyordu. Onları silahsızlandırma isteğiyle ilerleyen Fransız ordusuna tepki olarak, başkentte barikatlar kurdular.

Fransız kültürü ve edebiyatı uzmanı Kristin Ross’un 2015’te yayımlanan ‘Communal Luxury’ adlı kitabı, mühim bir devrimci an olarak Paris Komünü’nün canlı bir resmini çiziyor. Ancak komünün başarısızlığının muhasebesini yapmaktan daha ziyade, 2007-09 ekonomik çöküşünden sonra radikal biçimde farklı bir dünya tasavvurunun her zamankinden daha önemli olduğunu savunuyor.

Komünün var olduğu üç ay içinde, komünistler, Vendôme sütunu gibi sömürgeci anıtları yıktılar, eğitim sistemini değiştirdiler; bu yolla işçi sınıfını güçlendirdiler ve polisi lağvettiler. Borçlar silindi ve kiralar askıya alındı. Sokak festivalleri düzenlendi ve göçmenler, mülteciler ve kadınlar güçlendirildi. Ross’un kitabında güçlü ve etkili bir şekilde savunduğu üzere, komün tarihsel bir olaydan çok daha fazlası; o, aynı zamanda bugün daha iyi bir dünya yaratmamıza yardımcı olabilecek canlı bir kaynak.

KAPİTALİST MÜDAHALE TEHLİKESİ

CHAZ, devrimci düşüncenin gerçek hayattaki kent çaplı bir laboratuvarı olarak, bu radikal siyasetin gelişimi için bir alan açıyor.

Buna karşın, komünün ilerici idealleriyle kesinlikle bazı benzerlikler olsa bile, kimi tehlikeler de söz konusu. Kapitalist Fransız devleti, komün ahalisini çabucak ve şiddetle katletti. Trump yönetimi potansiyel olarak Seattle’da şiddetli bir karşılık verebilecek olsa da, kentli ‘yaratıcı’ kapitalizmin müdahil olma gücünün CHAZ’in ilerici ideallerini yumuşatması -ve sonuç olarak köreltmesi- tehlikesi de mevcut.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da bulunan Christiania ve Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta bulunan Užupis gibi dünya çapındaki benzer özerk bölgeler on yıllardan beridir varlar. Ne var ki tüm bunlar ve diğerleri, anarşist ve anti-kapitalist ideallerin bir tür öykünmesi haline geldi. Bu yerlerde hâlâ dayanışma, ortak mülkiyet ve kapitalizm karşıtı temel ilkeler yaşıyor olabilir. Bununla birlikte, ‘yaratıcı şehir’in markalaştırma ve pazarlama faaliyetleri ile ticarileştirilmiş ve soylulaştırılmış versiyonlarının süslü kaplaması altında birer koza haline geldiler. Bu durum, ideolojilerinin etrafa dağılmasını kısıtlıyor ve ciddi biçimde sulandırıyor.

CHAZ’İN AŞMASI GEREKEN BÜYÜK ENGELLER

CHAZ söz konusu olduğunda da, ‘protest şıklığın’ cazibesine karşı direnmek çok zor olabilir; netice itibariyle, ABD’nin en çok parlayan ‘yaratıcı şehirlerinden’ biri olan Seattle’da kuruldu. CHAZ’in buna karşı koyabilmesi için, ezilenlerin ve hareketin içindeki siyah seslere bir alan açması gerekiyor. Özünde, beyaz insanlar onu kurmaya ve yaşatmaya yardım etmiş olabilirler; ancak bunun içinde sessiz kalmalı ve ezilenlerin bu alanı strateji oluşturmak ve seferberlik yaratmak için kullanmasına izin vermeliler.

Paris Komünü çok da iyi sona ermedi ve Başkan Donald Trump’ın homurtuları, Capitol Hill özerk bölgesinin de çok uzun sürmeyebileceğini gösteriyor. Yine de bugün hâlâ komünün öğretiliyor ve konuşuluyor olması, kentsel politika içindeki kalıcı ve olumlu etkisinin bir kanıtı. Vahşice dağıtılmış olabilir ama kapitalizm karşıtı ruhu, dünyanın her yerinde yaklaşık 150 yıl sonraki kentsel mücadeleler için bir örnek oluşturuyor.

Şehirler, daima sesi duyulmayanların seslerini buldukları ve taleplerini avazları çıktığı kadar dile getirdikleri yerler olmuştur. BLM hareketine yürekten katılan (hepimiz böyle olmalıyız) insanlar için, bunun hâlâ doğru olduğunu umalım.

* Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)