PTT’yle naaşı gönderilen İpek’in annesi: ‘Kemikleriniz kutunun içinde’ dediler

Dersim’de bir çatışmada yaşamını yitiren Agit İpek’in cenazesini almak için 3 yıldır mücadele eden ve en son PTT yoluyla kendilerine gönderilen naaşı teslim alan anne Halise Aksoy, “Diyarbakır Adliyesi’ne gittiğimde ‘Emanet nedir’ diye sorunca ‘Kemikleriniz gelmiş, kutunun içinde’ dediler” dedi.
Dersim’de merkeze bağlı Xelasor Tepesi’nde 23 Mayıs 2017 yılında yaşamını yitiren HPG’li Agit İpek’in cenazesi, ailenin yıllar süren girişimlerine rağmen teslim edilmedi. Aile dün Diyarbakır Adliyesi’ne çağrılarak Dersim’de 2 Mart’ta PTT’ye verilen cenaze teslim edildi. İpek ailesi, çocuklarının cenazesini Mardin’in Artuklu ilçesine bağlı Elmabahçe (Tizyan) Mahallesi’ne götürerek abluka altında toprağa verdi.

Baskı ve göç

Diyarbakır’da 1995 yılında çocukları Agit’in dünya gelmesiyle İstanbul’a taşınan İpek ailesi, 2010 yılında çocuğun dağa gitmesiyle birlikte baskılar artınca Mardin’in Kızıltepe ilçesine, burada da yine baskılardan kaynaklı 3 ay sonra tekrar Diyarbakır’a göç etti. 3 yıldır yaşadıklarını anlatan anne Halise Aksoy, oğlunun cenazesinin PTT’yle gönderilmesini “vahşet” olarak değerlendirdi.
Oğlundan kalan hatıra
Anne Aksoy, konuşmaya başlamadan önce oğlu İpek’in hatırası olan sehpanın üzerinde bulunan vazo içindeki sarı, kırmızı, yeşil parlak güllere işaret ederek, “Agit’imin hatırası. Atmaya kıyamadım. Şimdi de fotoğraflarını yanına koydum. Çerçevesini süslesin” diyerek oğlunu yad etti.
Adliye adliye dolaştırılıyor
Oğlu İpek’in 23 Mayıs 2017 yılında yaşamını yitirdiğini televizyondan öğrenen Aksoy, cenazeyi almak için adliye adliye dolaştığını söyledi. Anne Aksoy, Tunceli Adliyesi’ne yaptığı başvuruda, ellerinde her hangi bir cenazenin olmadığı cevabı verildi. Tüm girişimlerin karşı sürekli “örgüte sorun” yanıtları alan anne Aksoy, Mayıs 2019’da DNA testi yaptırdıktan 5 ay sonra oğlu İpek’in cenazesinin Malatya Adliyesi’nde olduğunu öğrendi. Malatya Adliyesi’ne giden Aksoy, “Böyle bir cenaze elimizde yok” yanıtı alınca tekrar Dersim’e gönderildi. Yine Tunceli Adliyesi’nin yolunu tutan ve 5 saat bekledikten sonra tekrar kan örneği veren anne Aksoy, bir ay sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan gelen cevapta cenazenin kendilerine ait olmadığının yer aldığını, fakat oğlu İpek’in tüm bilgilerinin kağıtta doğru yazıldığını kaydetti.
‘Agitim PTT yazılı paketin içinde’
Anne Aksoy, oğlunun cenazesinin Diyarbakır’a geldikten sonra önce PTT’yle Dersim’e gönderildiğini, itirazı üzerine bu kez Diyarbakır’a gönderildiği belirterek, Mart ve Nisan aylarında yaşadıklarını şöyle anlattı: “İstanbul’da olduğum bir zamanda Diyarbakır Adliyesi arayıp ellerinde bir dosya olduğunu, gelip almam gerektiğini söylendi. Oğlumla mı ilgili olduğunu sorunca gizli olduğunu söylediler. Aradan 10 gün geçti, bu sefer Tunceli Adliyesi beni arayıp dosyanın kendilerinde olduğunu söylediler. Ben tekrar ‘Diyarbakır’a gönderin’ dedim. Emniyetten aldığım kağıtta emanet yazıyordu. Diyarbakır Adliyesi’ne gittiğimde emanet nedir diye sorunca ‘Kemikleriniz gelmiş, kutunun içinde’ dediler. Baktım paketim orada, Agitim PTT yazılı paketin içinde. Kemiklerimi aldım evime geldim.”
‘Hiçbir dine sığmaz’
Bunu yapanların insaniyet namına hiçbir duygusunun olmadığını dile getiren Anne Aksoy, vicdan sahibi insanların bu uygulamaları yapamayacağını söyledi. Anne Aksoy, “Düşünsenize çocuğunuzun kemikleri kargo ile elinize ulaşıyor. Agit’in kemiklerinin ellerinde olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden bu kadar beni gezdirip uğraştırdıklarını tahmin ediyordum. Fakat bu kadar büyük bir vahşeti tahmin etmiyorduk. Bir gün çıkıp ‘Çocuğunuzun kemiklerini bulduk gelin alın’ diyecekler diye düşünüyorduk. Fakat bilmiyorduk ki PTT’nin etiketini oğlumun cenazesinin üzerine yapıştırıp göndereceklerini. Bu hiçbir dine, Müslümanlığa sığmaz” dedi.
İmama dahi izin verilmedi
Cenazelerinin defin işlemlerinde de baskıya maruz kaldıklarını vurgulayan Anne Aksoy, şöyle devam etti: “Zorluklar içinde büyüttüğümüz çocuklarımızı parça bir halinde, bir eşya parçasıymış gibi elimize kargo ile veriliyor. Cenazemizi gömmek istediğimizde bile sadece birkaç kişiye izin verildi. Daha biz gitmeden kuşatılmıştı mezarlık. Ziyaret etmek isteyen köylüler geri çevriliyordu. İmamın gelmesine dahi izin vermediler. Biz onların yaptıklarından korkmuyoruz. Garzan mezarlıklarından kaçırılan cenazesini almayan birçok aileye çağrımdır. Kesinlikle kemiklerini alsınlar. Biz öldürüldük, şehirlerimiz, köylerimiz yakıldı. Yine de zulmü kabul etmedik.”
‘Bitsin bu zulüm’
Oğlu İpek’in küçük yaşında ağır işkencelere maruz kaldığını anlatan Anne Aksoy, sözlerini şöyle sürdürdü: “Okula gidince ismiyle dalga geçiyorlardı. Ona isminin anlamını soruyorlardı. Oğlum bana ‘Anne benim ismimden nefret ediyorlar’ diyordu. Bende, ‘Onlara söyle, benim ismim kahraman anlamına geliyor’ diyordum. O kadar tatlı bir yüzü vardı ki herkes ona şeftalim diyordu. Çok şakacıydı. Oğlum her hareketiyle çok seviliyordu. Ben oğluma evinde otur deyince ‘Anne ayıp değil mi evde oturmamı söylüyorsun, insanın adı Agit olan birisi nasıl evinde otursun’ diyordu. Oğlum gençlik çalışmalarında yer aldığında gözaltına alınıp ağır işkenceye maruz kalmıştı. Serbest bırakıldıktan sonra ilkinde 30 yıl, sonra 12 yıl hapis cezası isteniyordu. Ben onların eline tekrar düşmeyeceğim diyordu. Agit gittikten sonra baskılara maruz kaldık. Her gün evimize baskın yapılıyordu. Baskılardan dolayı İstanbul’dan Mardin’e, Mardin’den Diyarbakır’a taşındık. Bu işkence karşısında kim dayanır. Artık yeter. Bitsin bu zulüm. Yapılan karşısında kelimler kifayetsiz kalıyor.”