Rakamlar yalan söylemez… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Sağlık bakanlığı her akşam koronavirüs ile ilgili verileri açıklıyor. Ne var ki herkesin aklında onlarca kuşku dolanıp duruyor.

Sadece bireyler değil kurumlar da sağlık bakanlığı verilerine kuşkuyla bakıyor. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa direktörü Türkiye’de vaka sayısının artışından endişeli olduğunu belirtti. Daha açıkçası Türkiye’yi şeffaf olmadığı yönünde eleştirdi.

Sadece DSÖ değil, Türk Tabibleri Birliği de aynı yönde eleştirilerini sürekli gündeme getiriyor. Hepimiz biliyoruz; TTB muhalif olduğundan hükümetin oluşturduğu bilim kuruluna alınmadı. Siyasi refleksler böylesi ölüm kalım zamanında dahi öne çıkabiliyor.

Sağlık bakanlığının açıklamaları gösteriyor ki vaka sayılarının yüzde altmışı İstanbul’da. Yani İstanbul salgının merkezi konumunda. Bu çok normal. İstanbul demek Türkiye’nin üçte biri demektir.

Diğer taraftan Anadolu’ya virüsün yayılmasının ana nedeni İstanbul’dan yapılan göçlere bağlanıyor.

Şimdi soru şudur; İstanbul’da ölümler geçen yılın aynı tarihlerine göre ne kadar arttı?

Bunu anlamak için İBB’ye bağlı mezarlıklar müdürlüğünün sayfasını ziyaret ettim.

Türkiye’de ilk korona vakası 11 mart 2020’de görüldü. Bende 13 mart tarihini esas alarak geçen yıl ile bu yılı karşılaştırdım.

13 mart 2019 tarihi ile 8 nisan 2019 tarihleri arasındaki 27 günde İstanbul’da 5683 kişi vefat etmiş. 13 mart 2020 ile 8 nisan 2020 tarihleri arasında ölenlerin sayısı ise 7199 kişi.

Aradaki fark ise 1516 kişi olmuş.

Bu fark nüfus artışı ile açıklanamaz. Kaldı ki ölenlerin çoğunluğunun defin kağıdına “bulaşıcı hastalık” tanısı koyulmuş.

Vefat sorgulamada ölenlerin yaşları yazmıyor. Bu sorunun yanıtını ise mezarlıklarda çalışan işçi arkadaşların verdiği bilgilerden kısmen de olsa alabildim. Çoğunluk 60 ile yukarısı yaşlar.

Listeleri incelediğimde karşıma çıkan bir diğer çarpıcı sonuç şu oldu; ölüm listelerinde çok sayıda yabancı uyruklu insan var. Bunu yabancı işçilerin ne kadar korumasız olduğuna yormak mümkün.

Nisan ayı ise ölümlerin bir anda yükseldiğini gösteriyor.

Örnek vermek isterim; 7-8 nisan 2020’de 510 kişi ölmüş. 7-8 nisan 2019’da bu sayı 447 olmuş. Devam edeyim; 6 nisan 2020’de 310 kişi 6 nisan 2019,da 191 kişi.

Sonuç olarak sayılar sürekli artış gösteriyor.

Ölüm oranlarındaki böylesi bir artışın tek nedeni COVİD19’mudur bilmek zor. Bunu bilimsel veriler baz alınarak inceleyecek kurumlar var. Muhtemeldir ki böyle bir inceleme yapılıyordur.

Ortada bir sorunun olduğu ise kesindir.

Bu noktada hükümetin COVİD19 ile mücadelesinde sürekli kötü sınav veren ülkeleri esas alması ise asla kabul edilemez. Çünkü mücadele yöntemi olarak çok iyi örnek olacak ülkeler de var.

Norveç daha mart başında aldığı radikal kararlarla ölüm sayısını dörde kilitledi. Virüsün yayılmasını durdurdu. Rusya dahi bu alanda iyi bir sınav verdi. Kendi itirafları ise manidar. Sovyet döneminden edindiğimiz hızlı mobilizasyon ve sağlık altyapımız sayesinde başarılı olduk diyorlar.

Bizde ise durum hiç parlak değil. İşçiler çalışmaya devam ediyor. Gün geçmiyor ki fabrikalardan, inşaatlardan, hizmet sektöründen kara haberler gelmesin. Hastalanıp test yapılan çok sayıda işçinin sonuçları pozitif geliyor.

Hastalık yayıldıkça sağlık emekçileri için risk bir o kadar artış gösteriyor. Çok sayıda sağlık personelini daha şimdiden kaybettik. Enfekte olanların oranı giderek artıyor.

Üretim ise devam ediyor. İşçiler üretimin acımasız çarkları arasında ölüm solumayı sürdürüyor.

Hadi biz muhalif olduğumuz için yalan söylemiş olalım.

Ne ki rakamlar yalan söyleyemiyor…