Sadece bir sağlık sorunu değil, sınıfsal bir sağlık sorunu!

İSİG Meclisinden Pınar Abdal’a göre koronirüs salgını süresince sermayenin ihtiyacına göre belirlenen tedbirler kadın işçilerin hayatını tehlikeye sokuyor…

Ekmek ve Gül’den Berivan Balkay Salgın sürecini, salgın sürecinde iş yerlerinde ve kadınların yoğun olarak çalıştığı sektörlerdeki durumu İSİG Meclisi Üyesi Pınar Abdal ile görüştü. Abdal, kadın işçilerin bu salgın sürecinden kitlesel olarak etkileneceğini ifade ederken, salgının artık yalnızca bir ‘salgın’ olmaktan çıktığını, alınan tüm tedbirlerle birlikte ‘sınıfsal bir salgın’ haline geldiğini ifade etti.

‘Alınan önlemler sermayenin ihtiyacına göre planlandı’

İSİG Meclisi Üyesi Pınar Abdal, kadın işçilerin salgın sürecinden çok daha ağır etkilendiğini ve bunun artacağını söylüyor. Abdal, İSİG Meclisi olarak salgın sürecindeki en temel taleplerinin, salgının tüm halkı kapsayacak şekilde atlatılabilmesi için üretim yapması zorunlu alanlar hariç, üretime tamamen ara verilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Aslında bu süreçte izlenen politika çok sınıfsal oldu. Alınan önlemlerin neredeyse tamamı sermayenin ihtiyaçlarına göre planlandı. Şimdiye kadar alınan tüm önlemler ‘Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi’ ile birlikte sermayenin çıkarlarını koruduğunu, yoksul halkı da bu korumanın dışında bırakıldığını çok net görebiliyoruz.”

Abdal, iş yerlerindeki duruma ilişkin şunları ekliyor: “Ne olursa olsun üretime devam ettiren politikalar izleniyor. Zaten iş yerlerinin çoğunda yakın mesafe çalışma biçimi var. Angarya arttı, iş yükü arttı. İşçiler zorunlu ücretsiz izinler ya da işten çıkarma dayatmaları ile karşı karşıya kalıyorlar.”

Kadın işsizliği hızla artıyor

Türkiye’de ucuz iş gücü, güvencesiz çalışma ve geçici işçi dendiğinde akla ilk gelenler elbette kadın işçiler. Abdal, kadınların istihdam edildiği sektörlerin güvencesiz ve cinsiyet eşitsizliğinin fazlaca hissedilen sektörler olduğunu, salgın sürecinde de bu sektörlerin kadınların bugünkü yaşam koşullarını da belirlediğini ifade ediyor: “Türkiye’de kadınlar en çok hizmet sektöründe çalışıyor. Bu süreçte hizmet sektöründe üretim durmuş vaziyette. Bu yüzden kadın işsizliği arttı ve artmaya devam edecek. Buna özellikle ‘kadın işsizliği’ diyorum, çünkü güvencesiz ve kayıt dışı çalışma çok yoğun, iş sözleşmesi yok. ‘Ücretli izin ya da üretime bir süre ara verildi’ gibi bir durum olmadığı, ‘ne kadar çalışırsan o kadar alırsın’ gibi bir iş ilişkisi olduğu için kadınlar bu sektörde doğrudan işsiz, gelirsiz kalmış oldular.”

‘Tarımda ve sağlıkta çalışan kadınlar salgına kitlesel olarak maruz kalacak’

Sağlık sektörünün yüzde 70’ini kadınların oluşturduğunu söyleyen Abdal, bu alandaki kadınların hem yoğun çalışma temposundan hem de iş yerlerindeki yeni risklerden kaynaklı olarak yine salgından sağlık alanında çok etkileneceklerin kadınlar olduğunu ifade ediyor. Mayıs ayı itibariyle Türkiye’de mevsimlik tarım işçiliğinin artacağını kaydeden Abdal, ülkemizde tarım işçiliğinin devlet denetiminde olmadığını, özellikle tarım işçisi kadınların kendi kaderlerine terk edildiğini söylüyor. “Tarım işçiliği, insanların, özellikle kadınların temiz su ve tuvalet gibi en temel ihtiyaçlarına erişimin bile olmadığı bir sektör. Böylesi bir salgın sürecinde durum çok korkunç olacak; salgın, işçiler arasında çok hızlı yayılacağı bir sürece girmiş durumda. Sağlık ve tarım gibi alanlar kadınların kitlesel olarak bu salgına yakalanacağı yerler.”

Bakım yükü ve sorumlulukların getirdiği yük arttı

Salgın sürecinin bir sağlık sorunu olmaktan çıktığını, bu durumun tamamen sınıfsal bir sorun olduğuna dikkat çeken Abdal, şöyle devam ediyor; “Bu süreçte kadınlar için eşitsizlik daha da artmış durumda. Bu yüzden kadınlar daha dezavantajlı, en alta daha fazla itilen bir durumla karşı karşıyalar. Çünkü bir tarafta işsiz kalan kadınlardan bahsettik, fakat diğer yanda hala çalışan ve aynı zamanda evdeki bakım ve sorumluluğun daha fazla yüklendiğinden bahsediyoruz. Bunlar topyekün olarak, kadının evdeki sorumluluğunu 2-3 katına çıkarıyor. Ve bunun kendisi de kadınları hem fiziksel hem de ruhsal olarak tüketiyor. Karşı karşıya kalacakları riskler bakımından da daha korumasız bir yere gönderilmiş oluyorlar.”

Kadına yönelik şiddet hızla artıyor

Abdal, kadın işçiler için alınabilecek önlemlerin en başında cinsiyet körü politikaların son bulması gerektiğine, sosyal korumanın ve sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğinin kadınlar için daha kolay olması gerektiğine dikkat çekiyor: “Kadınları eve hapseden, tüm sorumluluğu onların sırtına yükleyen, en ağır çalışma koşullarını dayatan politikalar izleniyor. Bunların tamamı aynı zamanda daha fazla şiddet demek. İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yapılan bildirimlerin bir haberini gördük, kadınların şiddet nedeniyle emniyete başvuru oranı yüzde 38 artmış durumda. Yine Diyarbakır Barolar Birliği’nin, kadınların şikayetlerin arttığına ilişkin açıklaması var. Kadın yönelik şiddet daha çok hane içinde, kamusal olmayan alanlarda yer buluyor yoğunluklu olarak. Bu süreçte kadına yönelik şiddetin de alınmayan önlemler yüzünden daha da artacağını göreceğiz.

‘Ev emekçisi kadınlar tamamen işsiz kaldılar’

Abdal, ev işçisi kadınların bu süreçte yaşadıklarını da şöyle özetliyor: ” Türkiye’de 1 milyon ev işçisi kadın var. Bu alanda çalışan kadınlar bakımından da çalışmanın tam anlamıyla bittiğini gösteren bir süreç bu salgın süreci. Zaten ev işçisi kadınların birçoğunun sözleşmesi yok, geçici ve güvencesiz koşullarda çalıştırılıyorlar. Salgınla birlikte gelirlerini, işlerini tamamen kaybedecek bir duruma geldiler.