Salgın esnasında patronlar evden çalışmayı keşfetti, çalışma kampını buldu

Freelance ve esnek çalışma modelleri hizmet sektöründe kalıcı hale gelebilir. İzole çalışma kampları ise işçilerin tüm yaşamını satın almaya niyet ediyor.

Coronavirus salgında her ne kadar AVM’ler ve fabrika sahipleri feryat etse de, asgari ücret ve altına mahkum edilen çalışanlar bu süreçte işini kaybettti. Bir diğer şekilde de gelirlerini: Öyle ki evden çalışmaya geçen çalışanlar salgından korunma karşılığı özel hayatla iş arasındaki dengeyi yitirdi. Çalışma süreleri belirsizleşip, yemek ve yol gibi iş verenin sorumluluğunda, verilmesi zorunlu olan haklarından mahrum oldu. Faturalar omuzlarına bindi.

BirGün’den Mustafa Kömüş, uzmanların bu durumun işçiler üzerinde denetimi daha da artıracağı, mesai kavramını ortadan kaldıracağı ve sendikal hakları zayıflatacağı görüşünde olduğunu yazdı.

Medya eve kapanıyor

MyNet yüzlerce kişinin çalıştığı ofisi kapattı, evden çalışmaya geçti. Birçok dijital platform da ofisleri kapatma arayışında. Hürriyet ve Demirören gazeteleri de evden çalışmaya geçti.

Perakendeciler ofisi bırakıyor

Çalışma düzeninin altüst olması, evden çalışmanın verimliliği azaltmaması, ofislere dönüşün gerekli olup olmadığını sorgulanır hale getirdi. CarrefourSA Genel Müdürü Kutay Kartallıoğlu, “Ofisimiz kapalıydı ama hiçbir dezavantajını görmedik. Ofislere bu kiraları vermenin lüzumu kaldı mı, sorguluyorum” açıklamaları da sermayenin tavrını ortaya koydu.

‘İzole çalışma üssü’

MÜSİAD virüs salgınından ‘çalışma kampı’ sonucunu çıkardı. İnşası tamamlanan ilk izole üretim üssü Tekirdağ’da açılıyor. MÜSİAD, pandemi ve benzeri krizlerde üretim çarklarını sürdürmek için bulduğu “yeni” modeli kamuoyuyla paylaştı. İzole Üretim Üsleri adı verilen bu modelin amacı, 1000 işçi ve ailelerini sosyal hayattan izole ederek çalışmak durumunda bırakmak.

Sendikal örgütlülük zayıflayacak

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik:

Uzaktan çalışma ya da evden çalışma Covid-19’la çok gündeme geldi. Ama geçici süreyle yapılan evden çalışmalar, uzaktan çalışmanın içerisinde değerlendirilemez. Ancak baştan evden çalışmayı esas alan yeni bir iş sözleşmesi söz konusu olduğu zaman buna uzaktan çalışma diyoruz. Bu sözleşme yapılması halinde yasanın öngördüğü koşulların uygulanması gerekir.

Ofiste çalışan işçiyle evinde çalışanın yasal hakları aynı

Uzaktan çalışma Türkiye’de ilk olarak Borçlar Kanunu’yla geldi. Daha sonra 2016’da İş Kanunu’yla geldi ama kanun özellikle bu konuda ayrıntıların düzenlenmesi için bir yönetmelik çıkarılması gerektiğini öngörüyordu. Dört yıldır bu yönetmelik çıkmadı, dolayısıyla uzaktan çalışmaya ilişkin kimi açıklar olduğunu söylemek mümkün. Bu nedenle de işverenlerin bunu kötüye kullandıklarını görebiliyoruz. Bununla ilgili prensip olarak söylenebilecek şey ise şu, uzaktan çalışma nedeniyle işçinin yasal hakları konusunda herhangi bir farklı uygulama veya ayrımcılık olamayacaktır. En azından yasal düzenleme böyle diyor. Bu temel ilkelerden birisidir. Yani ofiste çalışan bir işçiyle, evinde çalışan bir işçinin yaptığı ya da gördüğü iş açısından haklarında herhangi farklılık yapılması söz konusu değildir. Yasal açıdan böyle bir koruma var. Ayrımcılık yasağının olduğunu söylemek gerekiyor. Fakat uygulamada tabii bu sık sık ihlal ediliyor. Yönetmeliğin çıkmaması nedeniyle fazladan çalışma, yemek parası, iş araç ve gereçlerinin sağlanması gibi konularda ciddi belirsizlikler var. Bu belirsizlikler çalışan aleyhine kullanılıyor. Özellikle de sendikasız ve örgütsüz işçiler söz konusu olduğunda bu durum böyle devam ediyor. Burada altı çizilmesi gereken konu bunun bir iş ilişkisi olduğudur. İş ilişkisi devam eder. Tıpkı ofiste işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisi çalışana hangi hakları sağlarsa, uzaktan çalışmada da işçi bu haklara sahiptir. Bunun altını çizmeliyiz. Uygulamada bunun kimi yararları olduğu gibi kimi sakıncalarının olduğunu da söylemek mümkün. İş gidiş geliş şartlarının ortadan kalkması gibi yarar ortaya çıkıyor ama öbür taraftan iş yaşamıyla özel yaşamının birbirine karışması, mesai saatlerinin belirsizleşmesi çalışanın mahremiyetinin ortadan kalkmasını günün herhangi bir saatinin iş saati olarak sayılması gibi çalışma koşullarını ağırlaştırıcı yanları da var. Hep iyi yanları düşünülüyor ama böyle sorunlar da var. Dolayısıyla daha ağır bir çalışma biçimi olarak nitelendirilmesi mümkün. Bir başka diğer sorun ise aynı ofis ya da aynı işyerinde bulunan insanların haklarını birlikte savunmaları daha mümkünken atomize olmuş bir şekilde herkes kendi evinde çalıştığı zaman çalışanların haklarını topluca savunmalarını ve örgütlü hak aramayı zayıflatıcı bir işlevi var. Dolayısıyla sendikal örgütlülüğü zayıflatıcı bir yönü olduğunu söylemek de mümkün.

Pandemiyi fırsata çevirmek istiyorlar

KHK ile ihraç edilen akademisyen Dr. Öğretim Üyesi Özgür Müftüoğlu:

Covid-19’la beraber şöyle bir durum ortaya çıktı: Teknolojiyi de kullanarak kapitalizmin en büyük handikabı olan insanların bir arada yaşaması zorunluluğu ortadan kalktı. Bunun teknoloji vasıtasıyla uzaktan da yürütülebileceğini gördü sermaye. Bunun için çalışmaları vardı tabii. Örneğin MÜSİAD’ın çalışması daha önceden de vardı. Evden çalışma da vardı, hatta kamuda bile buna yönelik çalışmalar vardı. Bütün bunları ben ‘emek denetimi’ üzerinden değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Sermaye emeğin denetimi için masraflara katlanıyordu

Sermaye şimdiye kadar çeşitli şekillerde emeği denetim altına almak için çeşitli maliyetlere katlanıyordu. Eve iş verme durumundan başlarsak, bu kapitalizmin en ilkel üretim metodudur. İnsanlar evde iş yaparlardı. Sonra bunu denetim altına alabilmek için atölyelerde topladılar. Üretim daha çok birlikte yapılmaya başlandı ve bu şekilde denetim altına alındı. Bu şekilde verimlilik daha çok artırılıyordu. Teknoloji artık bu yönüyle öylesine gelişti ki buna artık gerek duyulmamaya başlandı. Cep telefonu ya da bilgisayar üzerinden de emeğin denetlenebilmesi mümkün hale geldi. Bu böyle olunca sermaye de maliyetler dediğimiz işyerinin kirası; elektrik, su ve internet masrafı; yemek gideri ile ulaşım gibi birtakım temel masrafları emekçilerin sırtına yıktı. Dolayısıyla herkes evinde çalıştığı zaman işçi “Benim kiramın bir kısmını da sen ver” ya da “İnternetin parasını da sen öde” gibi ifadeleri de patronlara kullanamıyor. Dolayısıyla sermaye maliyetleri azalttı. Onlar için en önemli unsur denetimdi. Covid-19’la birlikte de denetim altında tutulabildiğini gördüler. Çalışma süresi ve bu süre içindeki etkinliği sağlanabiliyor. O zaman ‘neden olmasın’ dediler.

İzole üssü de buna dahil, fiziksel mesafe denirken aslında sosyal ilişkilerin olabildiğince azaltılması hedefleniyor. İşçi sınıfının bütün örgütlenmesi, dayanışması sosyal ilişkiler ve temas üzerindendir. Bunu olabildiğince ayrıştırdığınız zaman, herkes evinde çalıştığı zaman, bir araya gelemediği zaman örgütlenme de dayanışma da birlikte mücadele de olmayacaktır.

İzole üssüne gelindiğindeyse onları kapalı bir alana alıp aileleriyle birlikte patron için çalışır hale getiriyorsunuz. Onları sadece çalıştıkları saat değil, üretimde yer aldıkları saat değil, bütün hayatlarını denetim altına alıyorsunuz. Çünkü izole üssü dediğiniz yer toplama kampı gibi bir yer. Dolayısıyla işçileri topluca aileleriyle birlikte hem doğrudan üretime sevk etmiş oluyorsunuz hem de onlar patron için kâr üretmiş oluyorlar hem de bütün hayatlarını denetim altına alıyorsunuz. Bu koşullar içerisinde de yine işçilerin özgürce sendikal haklarını kullanabilmeleri, mevcut haklarını savunabilmeleri, bunun için herhangi bir mücadele yürütebilmeleri olanaksız hale geliyor. Örneğin Türkiye Metal İşçileri Sanayicileri’nin (MESS) hayata geçirdiği bir uygulama var. Bununla da işçilerin üzerine yerleştirilen bir elektronik cihazla işyerindeki çalışma süresindeki her bir zamanı denetim altına almak amaçlanıyor. Bütün bunlar teknolojinin de kullanılarak maliyetlerin azaltılarak verimliliği yükseltmek için yapılıyor. Pandemi meselesiyle bunun ortamı bulundu. Gerekçesi artık çok hazırdı. Bu gerekçeyi de kullanıp fırsata çevirmeye çalışıyorlar.