Savaşı alkışlayan işçiye mektup -İşçi Gazetesi

Adına “Barış Pınarı Harekâtı” koydukları savaşı alkışlamadan önce hatırlamaya çalış; Suriye’de ne oldu? Ortadoğu neden hep çatışma, kan, gözyaşı ile anılan bir coğrafyadır?

Mesela, “Kardeşim Esad” ne oldu da “Zalim Esed” oluverdi? Esad, henüz Erdoğan’ın kardeşi iken şefkat mı dağıtıyordu halkına?

Sebep, Erdoğan’ın deyimiyle ‘Müslümanlara zulüm’ ise, Müslüman-İslam dünyası, ABD’den, gördüğü zulmü kimseden görmedi. Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye…

Sadece, Irak işgalinde yüz binlerce insan öldü, 1.5 milyon insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.

ABD Irak’a saldırdığında, İncirlik üssünden kalkan savaş uçaklarını, hatırlıyor olmalısın. Ya, Libya saldırısının yönetildiği NATO komuta merkezinin İzmir olduğunu hatırlıyor musun?

BOP’u biliyor ya da duymuş olmalısın; “Büyük Ortadoğu Projesi.” Amerika’yı bölgenin hakimi yapmayı hedefleyen ABD projesi.

“Ben BOP’un eşbaşkanlarından biriyim” diyeni hatırladın mı? Suriye’de ilk çatışmalar başladığında, kardeşim dediği Esad’ı, hızlı bir dönüşle zalim ilan edip Suriye’ye dalan Recep Tayyip Erdoğan…

Ne diyordu Suriye’ye girdikleri gün? “Cuma namazını Şam’da kılacağız inşallah!”

Bizzat ABD eliyle örgütlenmiş, kendilerini “Irak Şam İslam Devleti” olarak ilan etmiş, insan kafası keserek, yakıp yıkarak sahneye çıkarılan IŞİD’çi katiller ordusu Suriye işgalindeki en büyük kozları idi.

Hatırlamalısın. Bu çeteler bizzat MİT tarafından kullanıldı. Diyarbakır’da, Suruç’ta Ankara’da İstanbul’da canlı bomba olarak kendilerini patlattılar ve 200’ü aşkın insanımız hayatını kaybetti.

‘Cinayet mahalline geri dönen’ Ahmet Davutoğlu, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz… Neden mi? Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman eminim en kritik dönemlerden biri 7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır” sözleriyle kendisini hain ilan edenlere yanıt verirken işte bu katliamların gerçekleştirildiği tarih dilimine işaret ediyordu.

Ne oldu Suriye?

Suriye, Libya olmadı. ABD’nin de, Erdoğan’ın başında olduğu Saray Rejiminin de hevesleri kursağında kaldı.

Rusya devreye girdi. Kürt halkı tüm varlığıyla direnerek, çeteleri Kobani’ye sokmadı. Suriye halkının büyük çoğunluğu toprakları için, onuru için savaştı. Oyun bozuldu. Büyük bedeller ödendi, büyük yıkım yaşandı, nihayet savaşın seyri değişti.

Alkışlamadan önce hatırlamak, sorgulamak, sorulara yanıt aramak gerekir.

Türkiye bir sömürge ülkedir. Sadece ekonomik olarak değil, siyasal olarak, askeri olarak emperyalist güçlere, özellikle ABD’ye göbeğinden bağımlıdır. Rusya’ya kolunu kaptırması, S-400 alması, ticaretini geliştirmesi göbek bağını kopardığı anlamına gelmez.

Erdoğan’ın İsrail’e “van münit”, Avrupa’ya “ey batı”, ABD’ye sahte efelenmeleri, öncelikle içeriyi tutma ve BOP’taki rolü için İslam dünyası nezdinde yıldızını parlatma taktiği ile alakalı idi.

İslam aleminin lideri olacaksan İsrail’e “van münit” çekmelisin. Suriye’de Kürtlere saldıracaksan, Trump ucubesi, “bak sınırı aşarsan ekonomini batırırım” diyecek; sen, hem zamlardan, yoksulluktan, işsizlikten sana illallah demiş kitleleri yeniden etrafına toplayacaksın, hem Kılıçdaroğlu “içi yana yana” savaş tezkeresine evet deyiversin.

Alkışlamadan önce kendi yaşantımıza, yaşadıklarımıza bakıp sorgulamamız gerekmez mi?

Bu memleketin zenginliği nereye akıyor? Ürettiğimiz zenginlik ve toprağında var olan zenginlik…

Bir tarım ülkesi olan bu bereketli coğrafyada patates bile dışardan ithal edilir oldu. Et, buğday, şeker ve daha bir çok ürün de öyle. Ülkenin dağlarını, ormanlarını maden şirketlerine haraç mezat peşkeş çektiler. Kaz dağları, Murat dağı, Munzur, Karadeniz, Ege ve daha bir çok yerin altı üstüne getiriliyor.

Üzerinden geçmediğin köprülere, gitmediğin ‘Şehir Hastaneleri’ne cebinden çekilerek ödenen parayı biliyor musun? Kendinden 20-30 yaş küçük sevgilileriyle Bodrum’da lüks yatlarında sefa süren Ali Ağaoğlu gibilerine “iflastan kurtarma” gerekçesiyle aktarılan milyarları, milletin anasına küfreden Mehmet Cengiz gibi paradan başka değer tanımayan sefillerin milyarlık vergi borçlarının silindiğini hatırlıyor musun?

Ya, hemen tüm çocukları paralı askerlik yapmış milletvekillerini, patronları, saray soytarılarını…

Peki biz işçiler nasıl yaşıyoruz?

Her gün fabrikalarda, inşaatlarda, tarla bahçe yollarında üçer-beşer can veriyoruz. Sadece bu yılın ilk 9 ayında, çoğu alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle en az 1320 işçi çalışırken iş cinayetinde hayatını kaybetti.

Kadın cinayetleri, çocuk taciz- tecavüz saldırıları, adeta toplumsal çürümeyi derinleştirmek, korku- kaygıyı büyütmek için ‘görünmez bir el tarafından’ özellikle özendiriliyor.

İşsizler ordusu derinleşen ekonomik kriz ile birlikte giderek büyüyor. TÜİK verisiyle 4 milyon 596 bin, sendikaların hesaplamasıyla 7 milyon kişi işsiz.

Türk-İş araştırmasına göre Eylül ayında açlık sınırı 2.065 liraya, yoksulluk sınırı 6.700 liraya ulaştı.

TÜİK, Eylül ayında yıllık enflasyon oranını yüzde 18.27 açıkladı. Ama her işçi kendi bütçe hesabından biliyor ki gerçek enflasyon oranı en az yüzde 50. Zamlar ise hayatımızın rutini haline gelmiş durumda.

Bir işi olup da çalışanlarımızın durumu nedir?

Günlük ortalama çalışma süresi 12 saat.

Mesaisiz ortalama ücret, asgari ücret; 2.020 lira.

Hem ‘şanslıyız’, bir işimiz var, hem bir işte çalışmak işkenceyle eş anlamlı. Daha çok iş isteme baskısı, hakaret, aşağılama, hak gaspları, işten atmalar çalışma yaşamının sıradan olayları.

“Sendika getirelim, ücretlerimiz biraz düzelsin, işten atılma endişemiz olmasın, biraz insana yaraşır şartlarda çalışalım” istemi ile örgütlenmeye başlayınca ne oluyor?

Patron örgütlenmenin “Ö”sünü, sendikanın “S”sini duyduğu anda kapı önüne koyuyor. Başlayan her direnişin ilk ziyaretçileri ise polis-jandarma…

Savaş isteyenlerin çığlıklarına ortak olmadan önce sorgulamalısın.

Sen kimsin? Saraylarda, plazalarda yaşayan, seni insan yerine bile koymayanlar kim?

Ürettiğinden senin payına düşen ne? Sömürü-rant-savaş ekonomisinden beslenenlerin payına düşen ne?

Savaş emri verenler kim? Savaşa gönderilenler kim?

Unutma, her savaşta yoksulların çocukları ölür, yoksulların evleri-yuvaları yıkılır.

Ekonomik krizin yükü üzerine, şimdi bombaların farurasının yükü de bindirilecek.

Savaş çığırtkanlarına değil, “savaşa hayır!” çığlıklarına ortak ol!

İşçi Gazetesi / 15 Ekim 2019