‘Savaş’tan ‘işgal’e; mızrak çuvala sığmıyor- Celal Başlangıç

Erdoğan bu harekâtı dışarıya ‘IŞİD’le savaş’, içeriye ‘fetih ruhu’ olarak pazarlıyor. Bazen gerçek niyetlerini ağızlarından kaçırıyorlar. ‘Fetih ruhu’nun şehvetine hâkim olamıyorlar.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Twitter hesabından duyurdu önce:

“… yarın tüm camilerimizde sabah namazında Fetih Suresi okunacak, şanlı ordumuza dua edilecektir.”

Erbaş’ın ifadesiyle “Vatanımızın güvenliği, milletimizin huzuru, bölgemizde barış ve selametin temini için başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nın zaferle sonuçlanması için” Türkiye’deki 90 bin camide Fetih Suresi okunup dualar edildi.

Yine dün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na Kuzey Suriye’ye yapılan “harekâta”, “işgal” diyen Avrupa Birliği’ni ülkesindeki mültecilerle tehdit ediyor:

“Eyyy AB kendinize gelin. Bizim operasyonumuzu bir işgal hareketi diye nitelendirmeye çalışırsanız işimiz kolay. Kapıları açarız, 3,6 milyon mülteciyi sizlere göndeririz.”

Sonra da ülke içindeki “sözde”ye dönüyor Erdoğan:

“Sözde siyasi partiye sesleniyorum. Benim ordumu işgal gücü olarak gösteremezsin. Edepsizliğin daniskasıdır.”

Gerçekten iyice garip ülke oldu Türkiye. Sen kalkacaksın içinde “Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafatlandırdı” gibi bolca “ganimet” sözcüğünün geçtiği Fetih Suresi’ni “zafer için” okutacaksın. Sonra bu harekâta “işgal” diyenlere kızacaksın.

“Fetih” sözcüğünün sözlükteki karşılığı belli:

“Bir ülkeyi ya da bir kenti savaşarak ele geçirme, savaşarak alma.”

Erdoğan’ın çok kızdığı “işgal” sözcüğünün sözlükteki karşılığının da “fetih”ten pek farkı yok:

“Başkasının elinde bulunan bir toprağı, bir yeri ele geçirme.”

“Fetih Suresi”yle gaz ver millete, “başkomutan” göğsünü gere gere “fetih ruhu” desin, sonra da sen kalk “işgal” diyene kız.

Kuzey Suriye’ye dönük askerî harekata “savaş” diyenlere de kızıyor iktidar cenahı.

“Emekli asker”den olma “güvenlik uzmanı” çıkmış yandaş kanala barış isteyenlere “savaşa hayır” diyenlere diskur çekiyor:

“Savaş kelimesini kullanan içteki yerli Siyonistler o kelimeyi bilerek kullanıyorlar. Karşı tarafta sanki bir düzenli ordu ve yapı var siz ona karşı savaş yürütüyorsunuz. Biz terörle mücadele ediyoruz. Savaşmıyoruz. Savaş devletler arasında olur. Üç beş tane çapulcuya siz bunu savaş olarak adlandıramazsınız. Adlandırdığınız takdirde farklı niyet ararsınız.”

Oysa bu harekâta “savaş” diyen AKP iktidarının kendisi. Harekât başlayınca “savaş” diye niteleyen AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş:

“Nihayetinde bir savaşa giriyoruz. Buradan terör örgütlerinin temizleneceği, sınırları belli olsa da bir savaşla karşı karşıyayız ve Allah’ın izniyle inşallah bu savaşı biz kazanacağız.”

Şimdi “güvenlik uzmanı” bu “asker eskisi”ne göre “savaş” kelimesini kullanan “Siyonist” kim oluyor acaba?

İktidar cephesi böyle de, “tezkere”de Saray’ın arkasında hizalanan muhalefet de iyice şaşkın durumda.

TBMM Dışişleri Komisyonu’nda CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer soruyor:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile yaptığı telefon görüşmesinin içeriği nedir? Bir pazarlık yapılmış mıdır? Trump’ın büyük ve benzersiz bilgeliği ile Türkiye’ye çizdiği sınır nedir? Bu sözlerin arkasındaki pazarlığın detayları nedir? Harekât için Trump’ın koyduğu şartları açıklayın.”

Ancak komisyon başkanı Volkan Bozkır “Harekâtın başladığı gün, hazırlığı yapılmadan böyle bir bilgilendirmenin yapılmasını doğru bulmuyorum” diyerek Çakırözer’in talebini reddediyor.

Şimdi gelelim Saray’ın arkasına hizalanan muhalefetin ayaklarının suya değdiği yere.

Haklı olarak Çakırözer bu yaklaşıma itiraz ediyor:

“Daha dün askerlerimizin sınır ötesi harekâtı için Meclis’ten vize istendi. Askerlerimizin, vatanımızın geleceğini ilgilendiren böyle bir operasyonun sınırlarını belirleyen telefon görüşmesinin detaylarını istememiz son derece doğaldır. Kahraman askerimizin sorumluluğu bizim üstümüzdedir. Trump’ın ‘büyük ve benzersiz bilgeliği ile’ Türkiye’ye çizdiği sınır Meclis’ten, milletin temsilcilerinden gizlenemez.”

Bu da gösteriyor ki Meclis’in ana muhalefet partisi “savaş tezkeresi”nde Saray’ın arkasında hizaya girerken Trump’ın bu harekâtla ilgili çizdiği sınırların ne olduğunu bilmeden “Evet” demiş.

Hele CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun tezkereye “Evet” deme gerekçesi tam anlamıyla evlere şenlik:

“Oradaki askerimizin burnu kanamasın diye içimiz yana yana evet diyeceğiz.”

Müthiş bir mantık. Ana muhalefet partisi lideri “Burnu kanamasın” diye “askerimizi” savaşa gönderiyor!

Dokunulmazlıkları kaldırırken “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” sözü bile bundan daha mantıklıydı.

Doğrusu ben ayırt edemedim bu birbirinden dahice mantık yarıştırmasında Kılıçdaroğlu kimin aklıyla alay ediyor! Ama bizim aklımızla alay etmediği açık.

Ama bu mantıkla bile AKP yandaşlarına yine de yaranamamış Kılıçdaroğlu.

Gelelim “savaş tezkeresi”ne “Evet” diyerek kendisini bu savaşın “zafer ortağı” olacağını sanan İYİ Parti’ye…

Cumhurbaşkanlığı’nın resmi sosyal hesabından “Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Barış Pınarı Harekâtı Koordinasyon Toplantısı gerçekleştirildi” başlığıyla bir fotoğraf yayınlandı dün.

Koordinasyon toplantısına TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve MİT Başkanı Hakan Fidan katılıyor.

Buraya kadar normal de başka katılanlar da var; AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AKP Milletvekili İsmet Yılmaz ve AKP Genel Başkan Yardımcıları Mahir Ünal ile Hayati Yazıcı…

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray kızmış bu duruma. Sosyal medya hesabından tepki göstermiş:

“Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan güvenlik toplantısında devlet görevlileri ve bakanlar yanında AKP yöneticileri de var. Devlet sırrı diye bir kavram vardır. Üstelik AKP’liler varsa bizler niye yokuz? Hani birlik ve beraberlik? Hepimizin ordusu savaşıyor. Bu parti devletinin ikrarıdır.”

Belli ki İYİ Partili Çıray kendisini bu harekâtın ortağı sanmış. Ne büyük yanılgı.

Çünkü bu savaş AKP iktidarınındır. Dışarıya karşı IŞİD’le savaş diye pazarlar, içeriye de fetih savaşı olarak…

Ama kimse yemiyor artık bu ikiyüzlü siyaseti; hatta gizledikleri gerçek niyetlerini zaman zaman ağzından kaçırıyorlar, “fetih ruhu”nun şehvetine hâkim olamıyorlar.

Bu yüzden de “savaş”tan “işgal”e uzanan mızrağı çuvala sığdıramıyorlar.