Sendika değil Truva Atı- İhsan Hacıbektaşoğlu

İşçi sınıfı Türk-İş’ten çektiğini patronlardan çekmedi. Ne zaman işler çatallaşıp Türk-İş ya patronlar, ya da işçiler ikileminde kaldıysa her daim kararını patronlar lehine verdi…

Türk-İş’in tarihi gerçek anlamda ihanetler tarihidir. Şaşırmak gerekmiyor. Çünkü Türk-İş’in kuruluş amacı işçi hareketini frenlemektir. Yani görevi patronların elini rahatlatmaktır…

Yine böyle oldu…

200 bin kamu işçisinin merakla beklediği TİS’i patronlar lehine imzalamaktan geri durmadı Türk-İş ağaları…

Ekonomik krizin tavan yaptığı böylesi zorlu bir süreçte fedakarlık yapmak yine işçilere yüklendi…

Biliyoruz; hükümet neredeyse üç ayda bir krizden çıkış için yeni bir ekonomik paket açıkladı. Her paket özünde sermaye kesimini rahatlatmak için hamleleri içerdi. Borç ertelemeleri, düşük faizli ve uzun vadeli kredi olanakları yaratmak, vergi afları gibi uygulamalarla sermaye kesimi güçlendirilmeye çalışıldı. İşçiler ise açlık pahasına çalışmaya mahküm edildi…
İşçi sınıfının haklarını büyütmesinin tek yolu örgütlü olmaktan geçiyor. Sendikalar ise bu örgütlerin esasıdır. Patronlar bu gerçeği çok iyi biliyor. Türk-İş tam da bu gerçeği bilerek sermaye kesimi tarafından kuruldu. Türk-İş kurulurken sadece ulusal bir içerik taşıyarak kurulmadı. ABD merkezli ihanetçi sendikal anlayışın Türkiye kolu olarak devlet eliyle örgütlendi…

Türk-İş 1952 yılında kuruldu. Kurulduğu anda ilk işi uluslararası hür işçi sendikaları konfederasyonuna üye olmak oldu. Bu konfederasyon ABD ve İngiltere merkezli olup soğuk savaş döneminde işçileri siyasetin dışında tutmakla görevliydi. Bunu da layıkıyla başardı…

Türk-İş’in nasıl bir sendika olduğunu anlamak için yakın tarihten tek bir örnek vermek yeterlidir. 12 eylül 1980 faşist cuntası darbe yoluyla iktidarı aldı. Onbinlerce işçi önderi tutuklandı ve işkenceden geçirildi. Cuntacılar işçi haklarını iyice budadı. Sendikalar kapatıldı. Ülke ucuz işgücü cennetine döndürüldü. Ve darbecilerin kurduğu B. Ulusu hükümetinin Çalışma bakanı Türk-İş genel sekreteri Sadık Şide’ydi…

Daha ne söylenebilir ki…
Böyle bir sendikanın işçiler lehine çalışması elbette düşünülemez. Mikrofonlara yansıyan “uzasa işi iyice karıştıracağız” sözü ise korku ve tarihi ihanetin tescili oldu…

Türk-İş’in bu son ihaneti hayırlı oldu. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” durumu hasıl oldu. Şimdiden bağlı bazı sendikaların konfederasyondan ayrılma istekleri açığa çıktı. Önümüzdeki günlerde çözülme daha da artacaktır. Buna kuşku yok…

İşçilerin ise tek seçenekleri var. Sabırla taban örgütlenmelerini büyütmek ve ülkenin heryerine yaymak. Başka seçenek yok. Koşullar her dönemden iyidir. Çünkü kartlar açık oynanmakta, saflar gizlenemiyecek kadar netleşmiş durumdadır…

Dünya ölçeğinde ise şöyle bir durum vardır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya zenginliğinin yarısını elinde bulunduran 400 milyarderin, yüzde 4 oranında vergilendirilmesi mümkün olsa, yeryüzündeki yoksulluk ve sağlık sorunu kökünden çözülmüş olabilecektir…
Gerçek bu iken dünya ölçeğinde milyarlarlarca işçinin açlık ve yoksulluk çekmesi büyük bir çelişki olmaktadır…
Çelişkinin kaynağı ise kapitalizmdir…
İşçi sınıfının kapitalizmi gömmekten başka bir seçeneği yoktur…

Kaynak: İhsan Hacıbektaşoğlu – İŞÇİ GAZETESİ