Suriye savaşı Geçici ve kalıcı ittifaklar – Deniz Adalı

Suriye savaşı, bir açıdan sonuna yaklaşmış gibi görünebilir. Ama bir başka açıdan bakıldığında, hiç bitmeyecek gibidir. Bitmiş sayılır, IŞİD faktörünün sahadan silinmesi ile, işlerin niteliği değişebilir. Suriye’de siyasal süreç, yeni siyasal düzen üzerinde tartışmalar başlayabilir. Ama bitecek gibi de görünmüyor, çünkü, ABD, sahadan çekilmek ve barışa şans vermek istemiyor. IŞİD ile bir yere varamamış olduğunu görüyor ama yeni ittifaklar arıyor. Sahada etkin olabilmek için, her yolu deniyor.

İş böyle olunca, Suriye savaşının, daha büyük çaplı bir savaşın, dünya savaşının bir parçası olduğu gerçeği, bir kere daha ortaya çıkıyor.

Biz, izninizle 5’li emperyalist çete diyelim, ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere’yi kapsıyor. Başkaları da var elbette, İtalya, Kanada vb. gibi. Ama bu beşli çete, yanlarında müttefikleri ile, dünyanın yeniden paylaşılması savaşımında, özellikle Ortadoğu sahasında etkili olmaya çalışıyor. Karşılarına birisi çıkınca müttefiktirler, karşılarında kimse olmayınca, rakiptirler.

Ortadoğu sahasını içine alan paylaşım savaşında, Suriye savaşı özellikle bilgi vericidir. Bu açıdan bazı noktaları unutmamak gereklidir.

1- Savaşın kundakçısı, en başta ABD’dir. ABD bu savaşı kundaklarken, yanında, İngiltere, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar vardır. Bunun dışında da pasif veya daha az aktif destek veren birçok ülke var. Ama esas olan bu 6 ülkedir. Bunlardan Suudi Arabistan ve Katar, parasal güç ve Arap dünyasında propaganda unsurudurlar. Finansör diyemeyiz, ama finansmanı sağlamak zorunda kalanlar diyebiliriz. TC devleti daha çok tetikçidir. İsrail, kendi güvenliği söz konusu olduğundan “doğal müttefiktir.” İsrail, diğer üçlüye göre daha avantajlı konumdadır ve aktör durumundadır. Elbette esas aktörler İngiltere ve ABD’dir.

Bu bir ittifaktır.

Kalıcı olmadığı ortaya çıktı.

Şimdi bu ittifak içinde, Suriye’de direniş sürdüğü için, ortaya çıkan çatlamaları görebiliyoruz. İsrail ve ABD arasında bir çatışma yok gibidir. İngiltere ve ABD arasında bir farklılık oluşmaya başlamıştır. İngiltere giderek yalnızlaşmış, daha arka planda bir konum almaya başlamıştır. Suudi Arabistan, İsrail ve ABD daha yakındır. TC ve Katar ile ABD arasında inişli çıkışlı ilişkiler vardır.

Demek ki, savaş uzadıkça bu ittifak içinde, daha kalıcı, daha kararlı olan ile, daha az kalıcı olan ayrışmaktadır. Türkiye, daha az kararlıdır, daha fazla burnu pisliğe batandır. Tetikçilikte bir gelecek arayan her ülkenin burnu pislikten kurtulmaz. Bugün de Türkiye’nin yaşadığı budur.

2- Bu 6 ülke, başkalarını şimdilik bir yana bırakalım, açık olarak IŞİD çetelerini organize etmiştir. Biz, Türkiye’den biliyoruz ki, IŞİD çetelerine silâh, eğitim, hastahane hizmetleri, barınak, üs, geçişlerde kolaylık, petrollerini pazarlama vb. gibi destekler verilmiştir. Saray Rejimi, bu yolla bir cins yağma işine koyulmuştur. Yağma ve katliam her zaman birlikte yürür ve öyle yapmaktadırlar.

Bu 6 ülke, IŞİD’i sadece desteklememiş, bizzat organize etmişlerdir.

TC devletinin IŞİD bağlantıları biliniyor.

ABD devletinin bağlantıları da bilinmeli, akılda tutulmalıdır. TC’nin ABD’den bağımsız attığı adımlar, ancak ABD emirlerini yerine getirirken, biraz çalıp çırpmaya benzer. Yoksa her adımı ABD ile bağlıdır.

3- IŞİD’i bu 6 ülke kullanırken, IŞİD’e karşı, Kürt halkı başta olmak üzere, Suriye’nin tüm halkları savaşmışlardır. Esad’a bağlı kuvvetlerin bu denli bir direniş gösterebileceğini, en azından ABD ve TC yetkilileri beklemiyorlardı.

IŞİD’e karşı savaşan güçler olarak, Suriye ordusu, PYD ve çevresindeki halk güçleri, Rusya olarak sayılabilir. Bunun dışında, kişisel olabilir ama, örgütsel ve kurumsal bir başka direniş gösteren güç yoktur.

Sahada bu durum bir ittifak demektir. Fiilî olarak ittifak.

4- Bugün, IŞİD geriletilmiş, büyük ölçüde sahadan silinmiş ya da sınırlandırılmıştır. Ve bugün, normal şartlarda, Suriye’de bulunan tüm yabancı güçlerin geri çekilmesi gereklidir. IŞİD bahanesi ile oraya giren ve yerleşen başta ABD olmak üzere TC güçleri işgalcidir.
İşte sorun burada başlıyor.

Normalde, bu işgalci güçlere karşı savaş, IŞİD’e karşı savaşan tüm Suriyeli güçlerin işidir. Ama gelişmeler, bu denli net görüntüler vermekten uzaktır.

ABD ve TC arasında, 15 Şubat’ta yapılan görüşmelere bakılırsa, YPG ile açık bir ilişki içinde olan ve bunu ilan etmeyi pek seven ABD, aynı zamanda Türkiye ile ortak işler yapmaya, Menbiç gibi konulardaki anlaşmalarını şimdilik açıklamamaya çalışıyor.

ABD açık olarak, Türkiye ve PYD ile, mesela PKK’ye karşı savaşmaktan söz ediyor. Özetle, ABD, hem Türkiye’yi, hem de Kürt hareketinin en azından bir kolunu, kendi tarafında tutmak istiyor.

Açık olarak, PYD içinde kendilerine bağlı bir güç olduğunu ilan etmeyi çok ama çok seviyorlar. Sahada, gerçek anlamda bu ölçüde Kürt bağlarının olup olmadığını bir yana bırakalım, var ya da yok, ama bunu açıklamayı özellikle seçiyorlar.

Ve Türkiye’ye, bu bağları sayesinde PKK’ye karşı ortaklaşa savaşma olanaklarının olduğunu söyleyerek, hem PKK’ye tehdit savuruyorlar, hem de Türkiye’yi ellerinde tutmaya devam etmek istiyorlar.

Öte yandan, Rusya, benzer bir konumda gibidir. Elbette biraz daha farklı olmak koşulu ile. Ama bir yandan Kürtlerle ve Suriye yönetimi ile bir anlaşma yaratmaya çalışıyor gibidirler, diğer yandan ise Türkiye’nin saldırılarına yol açacak şekilde hava sahasını açıyorlar. Ama aynı zamanda Türkiye’nin saray rejimine de gerçekte güvenmediklerini anlamak zor değil.
Afrin saldırısı öncesinde, öyle anlaşılıyor ki, İsrail bir yandan, ABD’nin PYD bölgesindeki yerleşik güçleri bir diğer yandan ve Türkiye de üçüncü bir koldan, Suriye’ye saldırma kararlığını ortaya koymuşlardır. Belki, Rusya’nın uçaklara izin vermesi, bu büyük saldırıyı önleme hamlesi olabilir. Ama ne olursa olsun, Afrin’de gerçekleşen bugünkü saldırı, hava sahası açılmamış olsa idi, daha zor gerçekleşirdi.

Erdoğan, bir yandan meydanlarda ABD’ye yağıp gürlerken, gerçekte, ABD tetikçisi olmayı hâlâ sürdürmektedir. İsrail ile sözde çatışmalı bir dil geliştirirken, gerçekte, ittifak içindedir.
Bunu da bilmeyen yok gibidir.

Şimdi, ABD acaba, bu koşullarda, hem Kürtleri, hem de Türkiye’yi, birlikte Esad’a karşı savaştırabilir mi? Esad’ı bir yana bırakın, ABD, açıkça PKK’ye karşı savaştırmak için bu iki gücü bir araya getirmekten söz ediyor.

TC devletine sorarsanız, PYD, PKK’nin uzantısıdır. Bu durumda, ABD, PKK’ye karşı TC ve PYD’yi bir araya getirmekten söz ederken, şaka yapmıyor ise, ne yapmaya çalışıyor?

Savaşın başında IŞİD çetelerine karşı açık ve net bir savaş yürüten PYD öncülüğündeki başta Kürtler olmak üzere tüm halklar, IŞİD çetelerinin yaratıcısının ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar olduğunu bilmektedir, unutmaları da o kadar kolay değildir. Ama yine de, ABD temsilcisi, açıkça bu isteklerini beyan etmektedir.

İşte tüm bu tablo bize, kalıcı ve geçici ittifak meselesini ayırt etmemiz gerektiğini gösteriyor. Aslında IŞİD yenildi ise, Suriye savaşı bitmeli ve IŞİD’i yenmekten söz eden tüm güçler evlerine dönmelidir. Oysa gelişmeler böyle değil, en azından şimdilik.

ABD geri çekilmiyor.

Şöyle ya da böyle, Rusya çeşitli kayıplar vermeyi sürdürüyor. Son olarak İdlib’de yeni bir uçağını kaybetmiştir. Not etmek gerekir ki, düşen uçaktaki Rus pilot, indiği yerde çatışmaktan çekinmemiş ve anlaşılan kendini patlatmakta da tereddüt etmemiştir. Bu, en azından, Rus anavatan savunusunda İkinci Dünya Savaşı’nda görünene benzer bir tutumdur. Bu, eğer sıradışı bir olay değil ise, Rusya’nın bu savaşa yaklaşımının ciddiyeti hakkında bilgi vericidir.

İsrail saldırıları devam ediyor. Belki son olarak İsrail’in uçağının düşürülmüş olması, İsrail’in saldırılarını azaltabilir. Ama İsrail bu saldırıdan vazgeçmeyecektir.

ABD saldırılarını sürdürecektir.

Bu çerçevede ABD, bölgede herkes ile, geçici ittifaklar kurmaktan çekinmemektedir. Öyle anlaşılıyor ABD, kim olursa olsun, onunla geçici bir yol yürümekten çekinmeyecektir. İttifakların geçiciliği, ABD politikaları açısından bir sorun değildir. ABD, Suriye’deki savaşın daha da uzamasından yanadır. ABD, bu noktada her türlü manevrayı yapmakta kendince bir mahsur görmemektedir.

TC devleti ise, en başından beri, saldırgan tavrını korumaktadır. Hangi kayaya çarparsa çarpsın, hemen hızla manevra yapıp, yeni bir saldırı yolu aramaktadır. Saray Rejimi, kendini içeride garantiye almak için, bu saldırgan, savaşçı, işgalci politikayı bir çıkış yolu olarak görmektedir. Bu sayede OHAL’i uzatabilmeyi daha rahat yapacak, bu yolla tutuklamalara devam edecek, bu yolla muhalif her sesi yok etmeyi başaracak diye ummaktadır. Onun için, ittifakın geçici olması da sorun değildir, gün saymaya, gün kazanmaya çalışmaktadır. Nihayetinde kendisine 1-2 sene gereklidir, sonrası önemli değil. İşte bu nedenle, her türlü çılgınlığa hazırdır ve bu durum, ABD için bulunmaz bir fırsat anlamına gelmektedir.

Suriye savaşı içinde, bir de kalıcı ittifak gelişmektedir. Bu ittifak, direniş cephesidir. Halkların anti-emperyalist mücadelesidir. Elbette, birçok açıdan, halkların örgütlülüğünün ve mücadelesinin düzeyinde büyük farklılıklar vardır. Ama buna rağmen, doğru ve kalıcı direniş rotası, halkların her geçen gün takdirini toplayacaktır.

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Sayı 200, Mart 2018)