Suriye’de Meksika Açmazı – Yetvart Danzikyan

Suriye’deki durumu beş gün öncesine kadar böyle tarif etmezdim.

‘Meksika Açmazı’ dediğimiz durumun gerçek ya da orijinal adı ‘Mexican Standoff’. Hani filmlerde ikiden fazla kişi birbirine silah çeker ve durum kilitlenir ya. Ona sinema literatüründe “Mexican Standoff” deniyor. Bir tür, kimsenin ileri ya da geri hareket edememesi durumu. Ya herkes silahını bırakıp ‘açmaz’ öncesi duruma dönecek ya da herkes silahını ateşleyecek ve… Tabii bir üçüncü seçenek de o vaziyette saatlerce beklemek, aralarından biri yorulana kadar.

Suriye’deki durumu beş gün öncesine kadar böyle tarif etmezdim. ABD, ülkedeki müesses nizamın rızası olmasa da Trump’ın heyheylenmesi ile Suriye’den çıkıyor, Rusya pozisyonunu genişletiyor, Kürtlerin kendi kendilerini yönetebilecekleri bir sistem kurma hamlesi başta Türkiye olmak üzere diğer devletlerce yine boğuluyor, Esad bu işten kazançlı çıkıyor, Türkiye’ye ise şu ana kadar girdiği bölgelerde -belirsiz bir süre- kalma hakkı tanınıyordu. Ankara’daki İttihatçı-Abdülhamitçi karması rejim için 100 yıl sonra Ortadoğu’dan küçük de olsa arazi kapmak, karlı bir işti. Kürtler hariç herkes bu işten kazançlı çıkmıştı, sadece ABD’nin durumu kendi açısından belirsizdi, zira Pentagon ve Dışişleri’nin kitabında Ortadoğu’dan çekilmek yoktu ve hiç olmamıştı. Trump’ı ikna etmek gerekecekti.

Hafta sonunda iki önemli gelişme oldu. Öncelikle ABD, evet Türkiye’nin ve Türkiye’nin birlikte hareket ettiği cihatçıların hedefinde olan Kürtlerin yaşadığı bölgeden çekiliyordu ancak başta ilan edildiği gibi Suriye topraklarını tamamen terk etmeyecekti. 100 yıl önce Ermenilerin ölüm yolculuğuna sürüldüğü Der-Zor’daki petrol bölgelerinin civarında ABD birlikleri kalacak ve hatta bu bölge yeni ABD birlikleri ile takviye edilecekti. Pentagon  Suriye’nin doğusundaki petrol yataklarının DEAŞ ya da başka istikrar bozucu grupların eline geçmemesi amacıyla bu adımı attığını açıklıyor. Bu hamle Türkiye’de genel olarak “ABD’nin gözü Suriye petrolünde” mantığıyla açıklanıyor ancak oradaki petrol pek ABD’nin dişinin kovuğuna gidecek gibi değil. Bu açıklama daha çok Pentagon’un Suriye’den tamamen çekilmemek ve bölgeyi bütünüyle Rusya ve İran’a bırakmamak için Trump’ı ikna etmek üzere bulduğu bir kılıf. Biraz Washington’daki iç itişmelerin sonucu diyebiliriz belki. Dolayısıyla bu adımla birlikte Suriye’nin doğusunda işin içinde olan ülkelere bakacak olursa, küçük bir alanda ABD, Rusya, Suriye, Türkiye, Kürtler, IŞİD ve diğer cihatçılar sıkışmış durumdalar. Bu modern dünya tarihi açısından da ilginç bir durum. “Meksika Açmazı” böylece az çok oluşmuş durumda.

Ancak açmazı kesinleştiren yeni bir gelişme daha yaşandı. Cumartesi akşamı İdlib’de kimin icra ettiği o an için bilinmeyen uzun bir askeri operasyon gerçekleştiği haberleri düştü ajanslara. İlerleyen saatlerde ortaya çıktı ki operasyon IŞİD lideri Bağdadi’yi hedef almaktaydı.

Reuters haber ajansına konuşan bir Amerikalı yetkili, gece yarısı yapılan operasyonda Bağdadi’nin hedef alındığını ve operasyonun başarılı geçtiğini söyledi. Yine Reuters’a konuşan iki Iraklı ve iki İranlı güvenlik kaynağı da Bağdadi’nin öldüğünü söylüyor. Son olarak ABD Başkanı Trump da yaptığı açıklamada gelişmeyi doğruladı.

Bağdadi konusunda haber akışı öyle görünüyor ki devam edecek ancak burada operasyon kadar önemli bir vaka da bu işin ABD ve Kürt güçler tarafından ortak istihbarat ile yapılması. Çünkü operasyondan sonra Suriye’deki Kürt güçlerin komutanı Mazlum Abdi, istihbarat anlamında ABD ile ortak ve başarılı bir operasyon yapıldığını söyledi. Peki Mazlum Abdi (Kobani) kim? Türkiye’nin  “terörist” olduğu gerekçesiyle ABD’den istediği bir isim.

Ve bu operasyona kadar öyle görünüyordu ki Erdoğan’ın ABD ziyaretinde de masadaki en önemli konulardan biri bu olacaktı. Türkiye belki de Mazlum Abdi teslim edilmedi diye tekrar operasyona başlama sinyalleri verecekti. Ancak bu hamle ile Meksika Açmazı biraz daha şekillenmiş, Türkiye de iyice bu açmazın köşelerinden biri haline gelmiştir  ve daha önemlisi Suriye’deki Kürtler de ötelendikleri masaya tekrar oturmuş, bu anlamda onlar da bu açmazın bir köşesi haline gelmişlerdir

Son gelişmenin önemi belki şuradan daha iyi anlaşılabilir. Operasyonun gerçekleştiği İdlib, Suriye’deki cihatçıların kontrolünde bir bölge idi ve bu cihatçıların Türkiye ile yakın bağları olduğu sır değildi. Türkiye’nin Kürt yönetimine yönelik operasyonu başlamadan önce Esad rejimi İdlib çevresindeki kuşatmasını daraltıyor, Türkiye de buna karşı çıkıyor, Esad’ı katliam politikasını sürdürmekle suçluyordu.

Şu an itibariyle Bağdadi’in İdlib’te olduğu ortaya çıktı, operasyonu ABD ve Kürtler birlikte yaptı. Peki Türkiye’ye haber verildi mi? Bilemiyoruz. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklaması, verildiyse bile kerhen verildiği yönünde: “ABD tarafından İdlib’e dün gece yapılan operasyon öncesinde askerî makamlar arasında bilgi alışverişi ve koordinasyonda bulunulmuştur.”

Bir ara rapor çıkaracak olursak: Türkiye bu harekatı zafer diye sunmaya çalışsa da harekat öncesine göre diplomasi açısından çok daha avantajlı bir pozisyonda değildir. Elinde bazı bölgeler varsa da sivil ölümleri nedeniyle başı uluslararası hukuk açısından derde girecek gibi görünmektedir. Üstelik şu son Bağdadi operasyonuyla Kürtler ile ABD arasındaki samimiyet daha da artacak gibidir. En avantajlı görünen Rusya, yine de kendini bitmek tükenmek bilmez bir çıkmazın içinde bulmuştur. ABD “Çıksak bir dert, kalsak bir dert” durumundadır. Esad savaş dönemine kıyasla kazanımlarını artırsa da topraklarında boy göstermeyen ülke ve güç kalmamış gibidir. İran açısından ise baş düşmanı ABD, tam da kendisinin Lübnan ve Beyrut’a uzandığı güzergah üzerine kurulmuştur. Bu onlar açısından da gayet can sıkıcı bir durumdur.

Ortadoğu için “bataklık” türü benzetmeler yapmayı hiç sevmem. Batı kibrinin bir yansıması olarak görürüm. Ancak Ortadoğu siyasetinin hayli karmaşık ve hiç de başta göründüğü gibi kolay olmadığını söylemeye gerek bile yok. Ve Ortadoğu’daki tüm dengeler Suriye’nin doğusundaki bu bölgeye sıkışmış gibi görünüyor. Oysa Türkiye kendini bu kadar sıkıştırmayabilir ve yeni bir çözüm süreci ile hem kendisi nefes alıp hem de bölge halklarına nefes aldırabilirdi. Siyasette ve diplomaside geç kalmak diye bir şey yoktur. Zararın neresinden dönseniz kardır. Hala hiçbir şey için geç değil.

Kaynak: Artı Gerçek