Sürüler ve sınıflar – Göksel Kılınç

İngiltere koronavirüsün dünyaya yayılımı sırasında sürü bağışıklığı ‘çözümünü’ en çok öne çıkartan ülke oldu. DSÖ verilerine göre, salgının İngiltere’ye de yayılmaya başladığı devlet yetkililerince açıklandığından bu yana ülkede koronavirüse bağlı 11662 vaka ve 578 ölüm gerçekleşti. Bu sayılar uzunca bir süre tekrarlandıktan sonra sayıdan başka birşey ifade etmiyor olabilir, özellikle devleti yönetenler için böyledir ama biz yine kendimize bunların her birinin insan olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim.

İnsan deyip geçmek de olmaz çünkü insan denilen varlık içinde yaşadığı iki yüzyıllık kapitalist toplumda ve daha önceki insan toplumlarında da toplumsal konumu hangi sınıftan olduğu ile belirlenen bir varlıktır ve onun nasıl bir insan olacağını, nerede ve nasıl yaşayıp öleceğini en temelde bu sınıfsal konumu belirler. Tekil istisnaları bir kenara bırakırsak İngiltere’de ve dünyanın her yerinde ölenler işçi sınıfından mürekkeptir. Ölenlerin işçi olduğunu unutmadan devam edelim.

Sürü bağışıklığı gündeme geldiğinde ilk aklıma gelen soru: insan toplumu bir sürü müdür? Toplumunun doğasına aykırı bir işleyişin zorla gerçekleştirilmesi söz konusu ise bu topluma sürü demek mümkündür.  Şöyle ki, toplumsal üretimi gerçekleştirenlerle bu üretime el koyanlar arasında, toplumsal üretim ile kapitalist el koyma biçimi arasında, yani burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki insanlığın doğasına aykırı ve sürüleştiricidir.

Boris Johnson’ın temsiliyle İngiltere devletinin, yani İngiliz emperyalistlerinin baskı aygıtının sürü bağışıklığı önerisi de bu çerçeveyle ele alındığında oldukça nesneldir. Sınıfsal çelişkinin sürmesiyle varlığını koruyacak olan burjuvazinin işçi sınıfına sürü bağışıklığını reva görmesi onu sürü olarak görmesiyle ve sürü olarak tutmak istemesiyle tutarlılık içindedir. Sürü virüsü kendi içinde azar azar yayar ve bir zaman sonra buna bir bağışıklık üretir, bu arada ölenler ölür. Ölen burjuvalar değil, işçiler olacaktır.

Burjuva devlet aygıtı şunu demektedir: “burjuvaların ortak baskı örgütü devlet olarak bu konuda önlemler almam gereksizdir, çünkü zaten ölenler çoğunlukla artık emeğini artık satın alamayacağım, zamanında benden baskıyla emekli maaşı koparmayı başarmış olan işçi sınıfının yaşlı üyeleri olacaktır. Gençlerden ne kadar öldüğünün de pek önemi yok, çünkü oldukça şişkin bir yedek işçi kitlesi hem ülke içinde hem dışarıda beni bekliyor. Ayrıca, daha az maliyetle daha büyük bir işgücü istiyorum ve hem bu virüs sayesinde hem de işçilerin birliğini büyük oranda dağıtmış olmakla artık zamanında benden hak olarak koparılan, beslemekten yorulduğum emeklilik ve sağlık sistemini kökten ortadan kaldırarak daha az maliyetli ve daha büyük bir işgücüm olabilir. İşçiler kendi kendilerini yönetmekten o kadar yoksunlar ki, onları bir sürü gibi idare edebilirim.”

Sürü bağışıklığı önerisinin ömrü çok uzun sürmese de denendi. Herhalde işçi sınıfının örgütsüzlüğünden cesaret alarak sürü bağışıklığını gündeme getirebildiler ve hem ortaya çıkan büyük tepki hem de virüsün önünün alınamaması karşısında devlet olarak en azından taraflarını belli etmeyecek açıklamalar yapmaları gerektiğini hatırladılar ve bu söylemden dümen kırdılar. Şimdi #EvdeKal demenin zamanı gelmiştir. Burjuvazi toplumu uyarmakta, görevini yapmaktadır. İnsanlar nasıl “kör cahilse” artık, bu kadar uyarıya rağmen dışarıya çıkmayı sürdürmektedir!

Sürü bağışıklığını öne sürerek virüsün insan yaşamına zararlarının umurunda olmadığını ilan etmiş olan burjuvazi, #EvdeKal diyerek de insan yaşamını aynı şekilde küçümsemektedir. İnsanlıktan bihaber olması nedeniyle, evde kal diyebilmektedir. Tüketim ihtiyacının parasız karşılanamayacağı modern kapitalizmde insanlara hiçbir güvence sunmadan evde kal demek, insanlıktan tamamen uzak olmakla aynı anlama gelir.

Aslında sürü bağışıklığının kibarcası “Evde kal ama mutlaka kendi imkanlarınla kal” demektir. Birliksiz, plansız, örgütsüz, sürü gibi kal! Açlıktan öldürmekle sürü bağışıklığı yaratarak öldürmek arasında kapitalistlerin çıkarı açısından tek fark, #EvdeKal söyleminin sürü bağışıklığından daha sorumluluk sahibi görünmesidir. Bu sayede kendilerine yönelecek sınıfsal nefretin bir nebze hafiflemesidir; burjuvazi ortaya çıkan sağlık krizinde faturanın yine işçi sınıfının içerisinde ‘evde kalmayanlara’ çıkarılması yoluyla, ‘biz yeterince uyarıda bulunduk’ söylemiyle suçunun infazında indirim talep etmektedir.

Burjuvazi tam bir sınıf gibi davranmakta, işçileri sürü gibi davranmak üzere her yolu deneyerek örgütsüzleştirmektedir. Kendini koruyacak önlemleri almış, düşmanına karşı mevzisini oluşturmuştur. Proletarya bu cepheyi doğru tahlil ederse ve doğru araçlarla müdahale ederse önünde kurtulabileceği bir salgın ve kurtaracağı bir dünya var.