Takıl tarihin isyan geleneğinin ardına – İhsan Hacıbektaşoğlu

Dünyayı yöneten efendiler, onların iktidarını ölümüne sürdüren çanak yalayıcıları…

Hepinizi tebrik ediyorum.

Üzerinde yaşadığımız bu güzelim gezegeni cehenneme çevirmeyi başardınız.

Daha çok, daha daha çok kar hırsınızın kurbanı oldu yaşam. Bizim aklımızın alamayacağı kadar büyük servetler biriktirdiniz.

Doymadınız, iştahınız giderek arttı.

Doğayı yağmaladınız, yüzbinlerce canlı türü yok oldu.

Siz daha çok kazanın diye milyarlarca insan aç karnına girdi yataklarına. Bebeler gıdasız kaldı, anne ve babaların yürekleri ateşe kesti.

Doymadınız…

Savaşlar çıkardınız her coğrafyada. Ölümü kutsadınız daha çok insan ölsün diye. İnsan sadece sayı oldu.

Doymadınız…

Güçlü devletler kurdunuz, size uşaklık eden politikacılar yarattınız.

Büyük ordular inşa ettiniz, çeşit çeşit silahlar verdiniz ordularınızın eline.

Ölüm kustukça silahlar, kahraman oldu komutanlarınız ve emrindeki askerleriniz. Yalancı destanlar dile getirdiniz eli kanlı katillere.

Sorgulamadan kabul ettik aşağılık destanlarınızdaki kan dökücü kahramanlarınızı.

Oysa anlamalıydık, anlamalıydık o sözde kahramanların biz ezilenleri sizin çıkarlarınız için öldüren şeytanlar olduğunu.

Doymadınız öldürmeye…

Ne acıdır değil mi, insanoğlu bütün büyük keşifleri savaşların yarattığı ihtiyaçlar üzerine buldu.

İlaçların, teknolojik icatların kökeni askeri ihtiyaçların ürünü oldu.

Hasılı insanı yaşatmak için değil, düşmanı nasıl yenerim arzusu gelişmenin itici motoru oldu.

Haydi şimdi büyük soruyu soralım, düşman kimdi.

Düşünün bir kere; sermaye sahiplerinin tümü savaşlardan her zaman kazançlı çıkanlar oldular.

Bakalım ll. Dünya savaşına. Tüm dünyanın maddi gelirlerini elinde bulunduran bir avuç asalak savaşan ülkelerin hepsine para ve mal verdi. Dünyada yer yerinden oynadı. 40 milyon insan öldü. Kentler yıkıldı, doğa tahrip oldu.

Savaş bittiğinde ise o büyük sermayedarlar verdikleri malların karşılığını ve faiz karşılığı yaptıkları ödemeleri kat be kat geri aldı.

Biz öldük onlar kazandı…

Peki neden savaşmıştık? Neydi birbirimizle alıp veremediğimiz?

Sahi sormak lazım, hepimiz ezilen olduktan sonra konuştuğumuz dilin, inancımızın, derimizin renginin farklı olmasının ne önemi var ki.

Hiçbir önemi yok elbette.

Zenginin milliyeti yoktur, onun vatanı olmaz, din ayrımı gözetmez o, zengin tüm dünyanın sahibidir.

Zenginler tüm dünyanın sahibi iken biz ezilenlere bir avuç toprağı reva görürler. Onun da ismine vatan koyarlar. Sonra vatan kavramına uğruna ölünecek binlerce değer yüklerler. Böylece düşmanlaştırırlar bizi birbirimize.

Ne güzel bir oyun değil mi? Bize düşen, adımıza yazılan senaryoyu oynayan zombilere dönmektir.

Ve insanoğlu 21.yüzyıla böyle yanılgılarla geldi…

Kapitalizm denilen sistem yaklaşık 400 yıllık egemenliğiyle kendi efendilerini ve kölelerini tüm çelişkileriyle taşıdı yeni yüzyıla.

Yeni yüzyılda insana dair bir şey yok. Ne mutluluk, ne sevgi, ne de geleceğe dair umut kalmadı bu yüzyılda.

Ve ne yazık ki alçaklığın en rezil halleri damgasını vuruyor yüzyıla. Virüs savaşları ile dize getiriliyor insanlık.

Genç, yaşlı, kadın erkek demeden hücre hücre ölüyor türümüz. Nüfus fazla, bu kadar çok köle gereksiz görülüyor efendilere. Gereksiz olan, yani efendileri zenginleştirme işlevinden uzaklaşan ölmeli.

Ve virüs savaşları ile ölüyoruz çaresizce. Her ev ölüm hücresi, her ev korkuya teslim, her ev kaderine sessiz.

Ama unutma ey insan!

Teslim olmadı türümüz asla…

Takıl tarihin isyan geleneğinin ardına…

Takıl ve kurtar kendini…