Tarikatlardaki istismarı anlattı

Cemaat yurtlarında eğitim görmüş ve cinsel istismara uğramış Zeynep Duygu Ağbayır. Devletin ‘kayıtsız yer’ diyerek sorumluluğu üzerinden attığını ifade eden Ağbayır, ‘Çocukları o kurslara göndermemek için çaba sarf edelim’ dedi

Türkiye’de tarikat yurtları, Kuran kursları sık sık çocuğa yönelik istismar ile gündeme geliyor. Söz konusu kursların bazılarının ruhsatlı, bazılarının ise ruhsatsız olduğu ortaya çıkıyor. Son olarak İstanbul’un Ümraniye ilçesinde Fıkıh-Der isimli ruhsatsız bir derneğin bünyesinde faaliyet gösteren yatılı Kuran kursunda, kurs sorumlusu Ömer I. ve eğitmenler Hacı Serkan B. ile Tarık B.’nin kursta yatılı olarak kalan çok sayıda öğrenciye cinsel istismarda bulundukları ortaya çıkmıştı. İstismarın ortaya çıkmasının ardından başlatılan soruşturma kapsamında kurs sorumlusu ve iki eğitmen tutuklanmıştı. Kendisi de bir dönem çeşitli cemaatlerde dini eğitim almış ve cinsel istismara maruz bırakılmış olan Antikapitalist Müslümanlar üyesi vicdani retçi Zeynep Duygu Ağbayır, cemaat ve tarikat yurtlarında çocukların maruz bırakıldığı cinsel istismarları Jinnews’e değerlendirdi.

‘Önce cami sonra cemaat’

Sünni bir gelenekten gelen herkesin yaz aylarında camilere gittiğini, bir süre sonra ise cemaatlere, tarikatlara ve dergâhlara gitmeye başladığını söyleyen Zeynep Duygu Ağbayır, kendi yaşadığı süreci şöyle anlattı: “12-13 yaşlarında kendinizi adayacak yer arıyorsunuz. Çocuk olarak dahi bunun sorumluluğunu yaşıyorsunuz. Hayatımda birçok denemem oldu. Birçok cemaatte bulundum. Doğruyu bulma çabası içerisindeydim. Bunu bir dinin içerisinde bulacağımı düşündüm. İlk olarak 14 yaşlarında Süleymancılarda kalmıştım.

‘Süleymancılar her yerde’

Süleymancılarda sıkı bir eğitim var. Benim gittiğim dönemde dışarıya çıkmak yasaktı. Erkeklerle temasınız söz konusu değil. Haftalık banyo günleriniz var. Haftalık yemek nöbetleriniz var. Çok küçük yaşta orada olanlar var. Süleymancılarda bir dönem hem okuyup hem orada kalma şansı yoktu. Ama bir süre sonra bu fırsata çevrildi, bazı bölgelerde hem okuyup hem orada kalma şansı yarattılar. En rağbet edilen cemaatlerden birine dönüştü. Gittiğiniz her yerde bir Süleymancı kız yurdu ya da erkek yurdu görebilirsiniz. Katı bir eğitim anlayışı var.”

Kaydı olmayan ev

Süleymancılar Cemaatine tutunamayıp bir süre sonra oradan ayrıldığını ifade eden Ağbayır, sonrasında ise bir vakfa gittiğini ve istismara maruz kaldığını aktardı. “Dergah vardı. İşte bu kayıtsız dedikleri yerler var ya öyle bir evdi” diyerek yaşadıklarını anlatan Ağbayır, şöyle devam etti: “O evlerden birine derse gitmiştim. Bir anda erkek hoca gördüm. Oturdum rahlenin önüne. Başka çocuklar gelecek diye etrafıma baktım. Hoca kapıyı kapatıp öğrencilerin geleceğini söyledi. Kimse gelmedi. Hoca dersi verdikten sonra yanıma yaklaştı. O hoca Allah’a en yakın olanlardan biriydi benim gözümde. Zarar verebileceğini de düşünmüyorsun. Yanıma yaklaştı ve bir süre sonra bana dokunduğunda inanamamıştım. Rahleyi kaldırıp başına vurmuştum. Ardından çıkmıştım oradan.”

‘Hepimizin başına gelebilir’

Yaşadıklarını şimdi anlatabildiğini o zamanlar kimseye söyleyemediğini belirten Ağbayır, “Ama o dönem toplum hocaya mı inanırdı bana mı inanırdı? Cemaate mi inanırdı bana mı inanırdı?” diye sordu. “Benim karşımda kocaman bir kitle var ve içinde dindarlık denen bir şeye tapıyor. Ne olursa olsun, bana kimse inanmayacaktı” diyen Ağbayır: “Bununla nasıl mücadele edebilirdim ki! Böyle bir bilince dahi sahip değildim. Şuan mesela ilk defa anlatıyorum. Bu hepimizin başına bir noktada gelebilir” diye konuştu.

‘Devlet bunları bilmiyor mu?’

Dernek adı altında faaliyet gösteren ruhsatsız yer, “kayıtsız yerler” olarak tabir edildiğinde işin meşrulaştığına dikkat çeken Ağbayır, “Niye biliyor musun? Üç kişi bir araya geldiğinde devlet üstümüze polisini yollayabiliyor. Kıyameti koparıyor. Sence bilmiyorlar mı, o kayıtsız yerler o kadar çok arttı ki. Sistem biliyor. Ama sistem kontrol edebilecek kitleleri ancak oralarda tutabiliyor. Orada kontrol edebileceği itaatkar, biatkar, statükocu din anlayışını hercümerç ediyor. Çocuğa nasıl bir kadın olacağını, kendi din anlayışını anlatıyor. Bir toplum şekillendiriyor” şeklinde konuştu.

Ailelere çağrıda bulundu

Çocuğun ailesinin kendisine inanacağını bilmesi gerektiğini vurgulayan Ağbayır, “‘El alem ne der’ diye sır saklamaktan ziyade çocuklara konuşma alanını açmaları gerekiyor. ‘Hocan nasıl biri?’, ‘Hocayla arandaki diyalog nasıl?’ diye sormalı. Eğer çocukların dini öğrenmesini istiyorlarsa kendileri öğrenip öğretsinler. Kimsenin hocanın, mollanın dinine ihtiyacı yok. Çocuk doğmuşsa toplumsal olarak sorumluluğunu almak zorundayız. Biz de o çocukların sorumluluğunu taşıyoruz. O kurslara göndermemek için çaba sarf edelim” dedi.

Kaynak: Yeni Yaşam