Tarım İşçilerini Yazmak Çalışma Koşulları Kadar Zor!

Mevsimlik işçilerin yaşadığı zorlukları yerinde gözlemlemek için gittiğimiz Kesikköprü’de, jandarmanın “sosyal mesafe” gerekçesiyle engelline takıldık ancak mevsimlik işçilerinin 20 metrekarelik çadırlarda, kalabalık bir şekilde, elektrik ve su olmadan hijyensiz koşullarda yaşadıklarını görüntüledik.
Ekecekleri bir karış toprakları olmadığı için Diyarbakır, Urfa, Mardin, Şırnak ve birçok şehirden on binlerce kişi, tarım işçisi olarak her yıl başka şehirlere göç ediyor. Mevsimlik işçilerin yıllardır birçok haktan mahrum bırakılarak yaşadıkları zorlu yaşam koşullarına, bu yıl bir de koronavirüs salgını eklendi.
Tarım işçilerinin yaşadıkları zorlukları, yaşam koşullarını ve salgına karşı “alınan tedbirleri” yerinde gözlemlemek, belgelemek ve kamuoyuyla paylaşmak için sabahın erken saatlerinde tarım işçilerinin bulunduğu Ankara Bala ilçesi Kesikköprü Mahallesi’nin yolunu tuttuk.
Bu yolculukta tarım işçilerine ulaşmanın çalışma şartları kadar zor olduğunu da öğrenmiş olduk. İlk engelleme Kesikköprü Mahallesi girişinde başladı. Mahalleye, bizi durduran jandarma görevlilerinin uzun bir kimlik kontrolü ve “niçin geldiğimizi” öğrenmek için maruz kaldığımız soru yağmurunun ardından girebildik. Ancak bize herhangi bir uyarıda bulunmadan fiziki takibe başlayan jandarma ekibi ile gün boyunca engellemelerle karşılaşacağımız gözetleme mekanizması da devreye sokuldu.
MAHALLE SAKİNİ DE ŞAŞKIN
Kızılırmak kenarında yer alan mahalleye girdiğimizde, bizi mahalle sakinlerinden Erdal karşılıyor. Ailesinin yaklaşık 400 yıl önce Urfa Siverek’ten Kesikköprü’ye göç ettiğini anlatmaya başlayan Erdal, jandarmanın bizi takip ettiğini fark ederek, “ilk kez böyle bir uygulama görüyorum” demeden de edemiyor.
Tarımla uğraşan Erdal, mahallenin 800 haneden oluştuğunu ve birçoğunun yurt dışında yaşadığını anlatıyor. Mahallenin sessizliğinden salgın sebebiyle yurt dışında yaşayanların gelemediğini fark ederken, diğer yandan riske rağmen binlerce kilometre yol kat ederek, çalışmak için gelen tarım işçileriyle konuşmak için çadırlarına doğru ilerliyoruz.
20 METREKARELİK ÇADIRDA 10 KİŞİ KALIYOR
İlk uğradığımız çadırda bizi karşılayan 12 yaşındaki Berfîin, iki hafta önce Urfa’dan geldikleri Kesikköprü’de, yeni iş bulan ailesinin kendisini tek başına çadırda bırakarak tarlaya gittiklerini aktarıyor.
Berfîn’in ailesi de diğer binlerce aile gibi 20 metrekarelik bir çadırda yaşıyor. Berfîn’in “Biz burada 10 kişi yan yana yatıyoruz” dediği çadırda, elektrik ve su yok, hijyen koşullarından bahsetmek imkansız…
Çalışmak için 8 ay farklı şehirde, aileleriyle şehir şehir gezen binlerce çocuk gibi sadece kış aylarında okul yüzü görebilen Berfîn’in hayali ise öğretmen olmak. Kesikköprü’de ailesinin soğan işinde çalıştığı bilgisini veren Berfîn, buradaki işlerinin bitmesiyle birlikte Karadeniz’de fındık toplamaya gideceklerini söylüyor ve “Karadeniz’in daha güzel” diyor.
Kendisinin de çapa işinde çalıştığını öğrendiğimiz Berfîn, “Burada sadece bir tane arkadaşım var. Ama o da çalışmaya gittiğinde yalnız kalıyorum” diye anlatıyor.
HABER KAYNAĞIMIZIN ARACI BAĞLANDI
Berfîn’in kaldığı yerden ayrılıp, kalabalık bir çadır grubuna doğru yol alıyoruz ancak işçilerin kaldığı çadırlara varmamızla jandarma yine yanımızda bitiyor. İşçiler ile görüşmemizi engelleyen jandarma, bizi gezdiren mahalle sakini Erdal’ın aracını ise “trafik borcu var” gerekçesiyle bağlayıp karakol bahçesine çekti.
‘SOSYAL MESAFE’ ENGELİ
Bir şekilde işçilerin bulunduğu çadırlara ulaşsak da konuşamıyoruz, aramızda jandarma var… İşçilerle konuşmamız için jandarma “sosyal mesafe ihlali, cezası var” diye bildiriyor. Oysaki, İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde salgına dair yer alan tedbirlerin, gördüğümüz ama konuşamadığımız işçilerin kaldığı yere uğramadığına şahit oluyoruz.
Zor durumda olan işçileri daha çok zor durumda bırakmamak için jandarma takibinde Ankara’ya dönüyoruz…
Biz Ankara yolundayken bir işçi arıyor ve aracı çeken jandarmaların kendileriyle görüştüğünü, gazetecilerle konuşmamaları ve görüş vermemeleri yönünde uyarılarda bulunduğu anlatıyor.