Tarım işçisi kadın: ‘Korkuyoruz ama, aç kalmasın çocuklarımız diye gidiyoruz’

Kovid-19 salgını sonrası mevsimlik olarak çalıştıkları tarlalara gidemeyen tarım işçileri, yoklukla karşı karşıya.

Türkiye’de resmi rakamlara göre 1 milyonu aşan mevsimlik tarım işçisi var. Genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden nisan ayında yola çıkan, 4 ila 8 ay boyunca gittikleri bölgelerde çalışmaya devam eden mevsimlik tarım işçileri, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki 50 ilde kayıt dışı çalışıyor ve sosyal güvenceden mahrum yaşıyor. Ağır çalışma ve kötü barınma koşulları mevsimlik tarımda çalışanları ‘en kırılgan’ topluluklardan biri hâline getirirken, Kovid-19 salgınının, var olan koşulları daha da zorlaştırdığı görülüyor. Nisan ayı itibarıyla mevsimlik tarım işçilerinin illere göçü, sağlık açısından büyük riskleri de beraberinde getiriyor. Binlerce işçi yola çıkarken ya da yola çıkmayı beklerken salgına karşı herhangi bir önlem alınmıyor. Bugün tarım işinden başka geçim olanakları olmayan, bulunduğu çevrede Abdal ya da Roman oldukları için dışlanan mevsimlik tarım işçileri Döndü Esoğlu ve Songül Kaya yaşam koşullarını anlatıyor. Döndü Esoğlu Kilis’te maydanoz, marul toplayarak geçinirken, Songül Kaya ise Adana Ceyhan’dan Konya’ya gitmeyi bekleyen 20 bin mevsimlik tarım işçilerinden biri.

Döndü Esoğlu: Suyumuza kadar evimizden götürüyoruz

“Salgından dolayı çıkmıyoruz hiçbir yere. Bostana gidiyorduk. Hemen hemen bir buçuk aydır dışarı çıkamıyoruz. Hükümet 1000 lira verdi onunla geçiniyoruz. Bir seferlik verdiler. Dua ediyoruz işte, bu iş üzerimizden kalksın diye. Ne vali bakıyor ne başka bir şey, belediye de bakmıyor. Çocuklar da yan evlerdeler. Onlar da evde boş oturuyorlar. 10 çocuğum var. Bir de karı koca biz varız. Eşim çalışmıyor. Bir tek ben çalışıyorum. Geçinip gidiyoruz. Günlük 40 lira yevmiye, devamlı gidiyoruz. Ama bir buçuk aydır gidemiyoruz. Hasta olmadığımda sürekli olarak gidiyorum. Ben de yaşlıyım. 60 yaşındayım. Eşim de 65 yaşında. Hiçbir sigortamız yok. Sağlık sigortamız yok. Yeşil kartlıyız. Yeşil kartla alıyoruz ilaçlarımızı da. Bostana giderken saat 7’de kalkıyoruz, akşam da 5’te eve geliyoruz. Akşama ne yaptıysak bir sonraki öğlene yemek için de ondan götürüyoruz bostana. Kendimiz götürüyoruz. Suyumuza kadar evimizden götürüyoruz. Çıkardığımız ürünü arabaya yüklüyoruz, ediyoruz. Yıkıyoruz. Her türlü işi yapıyoruz ama 40 lira. Erkekler 50 lira alıyor, kadınlar 40 lira. Erkekler tarladan söküyorlar. O iş zor. Biz ayıklıyoruz. Ne yapalım…

İşimiz kötüye gider vallahi bu salgın süreci devam ederse. Torunları bile sevemiyoruz, evden çıkamıyoruz, kimseyle görüşmüyoruz. Kimse bize de gelmiyor. Bizim oğlanlar gidiyor alacaklara, olursa veriyoruz para alıp geliyorlar, olmazsa da ne yapalım evden pişiriyoruz. Çocuklar arasında bekâr yok hepsi evliler. Benimle oturan kimse yok. Gecekondu, hepimiz yan yanayız.

“Roman’ız, Abdal’ız diye ikinci sınıf diyorlar bize”

Suriyelilerin durumu bizden daha zor. Yine ben onlar kadar değilim. Onlar çoluk çocuk rezil oluyorlar. Ayaklarında ayakkabıları yok, vallahi kıyafetleri yok üstlerinde. Suriyeli çok. Onlar geldi ücret azaldı. Onlar da perişan. Kira veremiyorlar, reziller. Hiçbir şeyleri yok. Ben evde eşya bırakmadım onlara verdim hepsini. Ne yapalım onlar da insan.

Vallahi devlete iki sefer üç sefer yardım için gittim yazılmaya. Hepsinde de çıkmadı. İhtiyarız diye çıkmadı. Roman’ız diye mi böyle oluyor bilmiyorum. Aşiretiz, davulcuyuz. Kocam da zurna çalar, dernek başkanı. O da bitti, ondan ekmek yerdik en azından şimdi her şey bana bakıyor, ben de dışarıya çıkamıyorum ne yapayım. Yardım istiyoruz başka ne yapalım. Reziliz vallahi.

Abdallar diyorlar, aşiret diyorlar, davulcu diyorlar. Yanımızdaki köylüler… İkinci sınıf diyorlar bize. İki üç tane komşularımız var evimizin yanında, konuşmuyorlar bizimle. Ayrımcılık var. Bostana giden 5-6 kadın oluyor. Her birimiz farklı yerde çalışıyoruz. Maydanoz ekiyoruz, sarımsak yapıyoruz. En çok erkekler oluyor. Okula gitmeyen çocuklar gelmiyor da gitmeyenler geliyor. Okula da gidemiyorlar zaman da kötü bırakamıyoruz çocuklarımızı. Benim çocuklardan bir tanesi okudu. O da Antalya’da, bize sahip bile çıkmıyor. Kendi başının çaresine bakıyor. Köylü aldı o da bir tane, bize sahip çıkmıyor.”

Songül Kaya: Çadıra gideceğiz Konya’ya, aç kalacağız gitmezsek

“Biber, domates ekiyoruz. Onun kazmasını yapıyoruz, pamuk kazmasını yapıyoruz. Adana çevrelerine, Konya taraflarına gidiyoruz. Konya’da pancar kazması yapıyoruz. Sonrasında onun sökümü var. Nohut söküyoruz. Yevmiye seneden seneye değişiyor, 40-50 lira. Erkekler daha çok alıyor. 4 çocuğum var. İki tanesi küçük, iki tanesi büyük. Bir tane kızım birinci sınıfa gidiyor. Bir oğlum var okul çağında ama gitmiyor. Çünkü gönderemiyoruz işimiz yok, abisiyle domates sebze satıyor burada kaldığımızda. Yevmiyeye gidiyorlar. Çünkü durumumuz hiç yok. Şu anda zaten hiç dışarı çıkamıyoruz, bir iş yapamıyoruz. Bize yardım da çıkmadı. Ne yapalım, arada sırada bir iki kere çıkıyoruz, tarıma gidiyoruz. O da sürekli vermiyor ayda bir kere veriyor. Onunla idare ediyoruz, bakkaldan borç alıyoruz. Aldığımız zaman ona ödüyoruz. Başka işimiz yok, geçimimiz yok, korkuyoruz salgından ama aç kalmasın çoluk çocuğumuz diye gidiyoruz. Eldiven falan yok. Maske de Tayyip Erdoğan verdik diyor. Satımı da durdurulmuş. Eczanelerde ücretsiz verilecek dediler, o da yok. Biz maske kullanmıyoruz. Çoluk çocuğumuzdan, kendimizden korkuyoruz. Dışarıya da çıkartamıyoruz. Küçük çocukları yanımda götürüyordum tarıma giderken, yine götürüyorum yanımda.

Yaptığımız işin yükü çok. Sabah erken kalkıp gidiyoruz orada çalışıyoruz akşama kadar 7’de gidiyorsun, 8’de gidiyorsun eve geliyorsun evin işini yapıyorsun. Çocuklara yemek yapıyorsun. Her zorluk bizde yani, zengin de değiliz bir şey de değiliz yani bulaşık yıka ev temizle. Bir de çadıra da gideceğiz işte vakit geldi. Konya tarafına gideceğiz. Çok kişi var. İskenderun’da var. Hatay’da var. Ceyhan’da var. Mersin’de var her yerde bizimkiler var.

İzin verilmedi daha çünkü “Küçük çocuklara, yaşlılara yasak” diyorlar. Ondan yani mağdur kaldık. Bizim burada şu an çoluk çocuğumuz aç kalıyor. Aç kalacağız gitmezsek. Çok zor vallahi biz zorluk yaşıyoruz.

“Geçimimiz yok, çocuklarımızla zor geçiniyoruz; oğluma, eşime iş istiyorum”

Benim adıma çocuk yardımı çıkıyordu okuldan. Onu da iki senedir vermiyorlar. Gıda yardımı yok, 1000 lira verilecek dediler bize çıkmadı. Bir avluda 3 aileyiz. Ama ayrı ayrı evlerdeyiz, odalarımız ayrı. Bir adreste sadece bir aileye verilir diyorlar. Kaynım ile karısı yaşıyor, kayınbabam yaşıyor, biz varız. 7 kişi biziz 3 çocuğum, oğlumun karısı, torunum… 15 kişi bir arada yaşıyoruz. Sadece kaynanama verdiler. Bize verilmedi para. Birazını bize verdi, birazını kendisi aldı. Ne yapalım mecbur.

Genellikle borç alıyoruz bakkaldan. Konya tarafına gidiyoruz, adam sağ olsun komşumuzdur bizi idare ediyor. Orada toplu iş yapıyoruz, oradan geldikten sonra ödüyoruz. Burada da anca karnımızı doyuruyoruz. Bir yevmiye, iki yevmiye ne olacak ki. Hiç geçimimiz yok. Yardım istiyoruz, bizi de görsünler, bize de baksınlar. Devletten destek bekliyoruz. Eşlerimize de iş versin, bize bir yardım yapsın. Eşim var, oğlum var 20 yaşında. Evli kızım var 18 yaşında. Bizimkiler erken evleniyor. Tarım işçisi o da, şimdi Hatay’da bezelye çıkmış onu topluyorlar. Ne yapsınlar gitmeseler aç kalacaklar. Benim kızım astım hastasıdır, oğlum bronşit hastasıdır. Bizim korkumuz çok. Eşim kalp krizi geçirdi. Bizde hastalık çok ama korona çıkmadı bizimkilerde. Kürtlerin içinde oturuyoruz. Bazen ayrımcılık oluyor. Dışlıyorlar bizi. Bir iş çok olduğu zaman önce kendilerini götürüyorlar. Çavuş olan onlar, elçi ya kendileri o yüzden bizi az götürüyorlar. Kalburcu aşiretiyiz, Dom Aşireti. Roman değiliz, Roman gibi bir şey ama Dom Aşireti diyorlar bizimkilere. Tayyip Erdoğan’dan yardım istiyoruz. Geçimimiz yok, çocuklarımızla zor geçiniyoruz. Yani oğluma, eşime olsun iş istiyorum.