Tekin Göçer yazdı: Lübnan’da Halk Sokakları Terk Etmiyor

Yolsuzluk ve yoksullaşmaya karşı ısrarlı direnişini sürdüren Lübnan halkı, emperyalist oyunların da hedefi oluyor. Bunun son örneği, 30 Nisan günü emperyalist Almanya’nın Lübnan Hizbullah’ını terör örgütleri listesine alması ve tüm faaliyetlerini ülke çapında yasaklamasıyla geldi.

Lübnan’ın para birimi pound, geçtiğimiz 27 Nisan’da hızlı bir düşüş yaşadı. Muhalefet partileri, Hizbullah’ın da desteklediği Hassan Diab hükümetini serbest piyasa ekonomisini baltalamakla suçlarken, hükümet de Lübnan Merkez Bankası valisini ülkeyi istikrarsızlaştırmak istemekle suçladı. Farklı iktidar kliklerinin birbirini sorumlu tuttuğu kriz derinleşirken, yoksulluk ve açlığın pençesinde olan halk sokağa çıktı, ordu ve polisle çatıştı.

”HEGEMONYA MÜCADELESİ SÜRÜYOR”

 
Lübnan Merkez Bankası’nın ABD dolarını 3 bin 200 Lübnan poundu ile sınırlamasından sadece bir gün sonra, piyasada 4 bin dolardan işlem gördü. Bunun üzerine bir açıklama yapan Başbakan Diab “Merkez Bankası valisinin poundun dramatik düşüşüne ilişkin performansında şüpheli bir belirsizlik var… Genel olarak Merkez Bankası’nın strateji, açıklık ve para politikasında boşluklar var ve bankanın zararları bu yıl 7 milyar ABD dolarına ulaştı. Dolayısıyla Merkez Bankası bu dramatik düşüşe karşı ya yetersiz yaklaşıyor ya da doğrudan teşvik ediyor” dedi.

Özgür Vatansever Hareket Lideri Michel Aoun’un damadı Milletvekili Gebran Bassil, para rezervlerinin kaybında merkez bankasının büyük sorumluluğu olduğunu söyleyerek, başbakan Diab’la aynı safta yer aldı.

Meclis Başkanı Nabih Berri ise 1993 yılından beri Merkez Bankası valisi olan Salameh’i destekleyerek “Yabancı tahvil sahipleriyle müzakerelere girerken valiyi görevden almayı göze alamayacağım” dedi. Salameh’i savunmadığını iddia eden Berri, eğer Lübnan merkez bankası kalmazsa, herkes mevduat sahiplerinin fonlarının sonsuza dek yok alacağını görecek vurgusunda bulundu.

8 Mart Koalisyonu’ndan oluşan hükümetle, yoğun kitle gösterileri ardından feshedilen 14 Mart Bloğu arasındaki iktidar kavgası, İlerici Sosyalist Parti lideri Velid Canbolat’ın 26 Nisan’da “Hizbullah ve Aoun, siyasi muhaliflerini ortadan kaldırmak istiyor” açıklamasının ardından tekrar gün yüzüne çıktı. Suudi TV kanalı Al-Arabiya ile yaptığı röportajda Canbolat, “Hizbullah veya başkaları tarafından elimine edilmeyi kabul etmeyeceğiz. Yolsuzlukla suçlananların bizlere suçlama yöneltme hakları yoktur” dedi. Merkez Bankası Başkanı Salameh’in bir hata yaptığını belirten Canbolat, “Ancak Salameh 50 ila 60 milyar dolarlık elektriğin boşa harcanmasından da sorumlu değil” dedi.

Geçtiğimiz Ocak ayında Özgür Vatansever Hareketi, Hizbullah ve müttefikleriyle anlaşamamasından sonra hükümetten de istifa ettirilen eski Başbakan Saad Hariri, Pazar günü hükümete karşı sert eleştirilerde bulundu. “Diab ve Bassil’in açıklamaları arasındaki benzerlik, hala devam eden darbeyi düzenleyen tek bir operasyon odasının olduğunu doğruladı” dedi.

”FİLLER TEPİŞİRKEN ÇİMENLER EZİLİYOR”

 
Bunun üzerine Başbakan Diaz’ın “Döviz kuruyla oynayarak insanların parasını çalanlara karşı sessiz kalmayacağız” açıklamasının hemen ardından çeşitli banka ve döviz şirketlerine karşı tutuklamalar yaşandı. Döviz cinsinden banka hesaplarında para çekilmesi yasaklandı. Western Union, Money Gram gibi uluslararası para transfer şirketlerine de ödemeleri sadece Lübnan poundu cinsinden yapma zorunluluğu getirildi.

Bu, beraberinde yüksek oranda enflasyona yol açtı. Et, şeker gibi gıdaların maliyeti yaklaşık %70 artarken, sebzeler geçen yılın iki katına çıktı. Artan enflasyon, geçtiğimiz Ekim ayından bugüne açlık, yoksulluk, yolsuzluk ve çürümeye karşı sokakta direnişte olan Lübnan halkının daha da fazla yoksullaşmasını getirdi. Yapılan tahminlere göre koronavirüs önlemleri ve enflasyon yaklaşık 6.8 milyon nüfustan, iki milyon Lübnanlıyı daha yoksulluk sınırının altına itti. Son yoksullaşma ile birlikte toplam nüfusun %75’i yardıma muhtaç hale geldi.

”YOKSULLUK ARTARKEN SOKAK HAREKETİ MİLİTANLAŞIYOR”

 Tüketim mallarının yüzde 70’inin ithal edildiği bir ülkede, koronavirüs salgınının işçi ve emekçilerin yaşamını daha da ağırlaştırdığı koşullarda, Lübnan halkı bir kez daha sokaklara çıkarak, yeni bir yaşam için devrim sloganlarını haykırdı. Bir önceki gösterilerde orduyla çatışmayan işçi ve emekçiler, 27 Nisan’da günü başlayan eylemlerde, orduyla da karşı karşıya geldi.

Ülkenin dört bir yanına yayılan kitle eylemlerinde binlerce işçi ve emekçi kuzeyde Nabatıeh, Bekaa Vadisi, Tripoli ve Akkar ile birlikte Beyrut’tan güney Sidon’a kadar birçok kentte barikatlar kurdu, çoğu önde gelen burjuva politikacılara ait onlarca bankayı ateşe verdi. En kitlesel protestolar ülkenin en yoksul ve ikinci büyük kenti olan Tripoli’de yaşandı. Göstericilere ateş edilmesi sonucu Fouaz al-Semaan adında 26 yaşında bir genç yaşamını yitirdi. Fouaz’ın kız kardeşi basına verdiği demeçte, kardeşinin ordu tarafından vurulduğunu söyledi.

Güneydeki Sidon kentinde de bankaları ateşe veren eylemciler, molotoflarla polis ve ordu güçleriyle çatıştı. Tüm bunlar geçtiğimiz Ekim ayında başlayan ve koronavirüsü nedeniyle duraksayan kitle hareketinin, kullanılan yöntemler itibariyle gittikçe daha da fazla militanlaştığını, dün saygıyla yaklaştıkları orduya karşı da tutumlarının değiştiğini göstermekte. Beyrut’ta eylemlere katılan bir kadın, yerel basına verdiği demeçte “Ordu bizim kardeşimiz değil, politikacıları korumak için bize ateş ediyorlar” dedi.

27 Nisan gecesi Trablusgarp’ta eylemciler taş ve sopalarla askerlere karşı koyarken, halk balkonlardan tencere ve tava çalarak ordu müdahalesini protesto etti. Triplis’te askeri bir araç ateşe verilirken, gemilerdeki askerlerin karaya ayak basması engellenmeye çalışıldı. Naameh kasabası yakınlarındaki güney otoyolunda da askerlerle çatışan kitle, askerin gerçek mermi kullanmasının ardından geri çekildi. Protestolar tüm kentlerde devam ediyor.

”EMPERYALİSTLER KENDİ KLİKLERİNİ DESTEKLİYOR”

 Yolsuzluk ve yoksullaşmaya karşı ısrarlı direnişini sürdüren Lübnan halkı, emperyalist oyunların da hedefi oluyor. Bunun son örneği, 30 Nisan günü emperyalist Almanya’nın Lübnan Hizbullah’ını terör örgütleri listesine alması ve tüm faaliyetlerini ülke çapında yasaklamasıyla geldi.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Steve Alter, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İçişleri Bakanı Seehofer, Almanya’da Şii terör organizasyonu Hizbullah’ın faaliyetlerini yasakladı” dedi. Polisin birçok eyalette operasyon düzenlediğini ifade eden sözcü, kriz zamanlarında da “hukuk devletinin hareket kabiliyetinin” öldüğünü belirtti.

Alman İçişleri Bakanlığı’nca yapılan yazılı açıklamada ise Hizbullah’ın yasaklaması “İsrail devletinin şiddet yoluyla yok edilmesi çağrıları yaptığı ve varoluşunu sorguladığı” cümleleriyle gerekçelendirilirdi.

Oysa Almanya’da Hizbullah’ın yasaklanması 90’lardan günümüze kadar gelen bir tartışma konusu iken, yasaklamanın tam da bugünlere denk gelmesi, Almanya’nın Lübnan’da klikler arasında süren hegemonya mücadelesinde tarafını Fransa ve İngiltere’nin desteklediği batı yanlısı, serbest piyasacı klikten yana kullandığı, Hizbullah’ın da desteklediği Lübnan hükümetini daha da istikrarsızlaştırmayı hedeflediği çok açık. Bugüne kadar İran’la olan daha çok ekonomik ilişkilerinden dolayı bu adımı atamamış olan Almanya, dış ülkelerin iç ilişkilerine karışma siyasetinde derinleştiğini de göstermekte.

Daha genel bir tabloda, Almanya’nın atmış olduğu adım ABD ve İsrail tarafından alkışlanırken, bölgede etkinliğini sürdüren Rusya ve diğer bir emperyalist kuvvet olan Çin tarafından temkinli açıklamalarla karşılandı.