Teslim olan Kürt iyi Kürt’tür… – İhsan Hacıbektaşoğlu

AKP’nin her alanda derin bir sıkışma yaşadığını görüyoruz. Sıkışma salgın süreci öncesinde başlamıştı. Bunu belirtmekte fayda var. Salgının başlaması durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi.

İçinden geçtiğimiz süreç ekonomik, siyasi ve toplumsal krizin tüm özelliklerini görünür kıldı.

Ekonomi dibe vurdu. Bu alanda o derece bir kara tablo hakim  ki bunun konuşulması dahi yasaklandı. Ekonominin tükenmişliğini anlamak için buraya dizi dizi rakamlar koymak gerekli bile değil.

Ekonominin hali çarşı pazarın resmedilmesiyle anında ortaya çıkar. Bugün çarşı pazar yangın yeridir. İşçi ve emekçi halk günü kurtaracak olanaklardan dahi yoksundur. Hiç kimse bir gün sonrasını dahi görememektedir.

Toplum patlamaya hazır bomba gibi bir durumdadır. Nereye gitsen, kime değsen öfkeli ve gergin.

Siyasi tablo ise büyük bir çaresizlik içinde. AKP devletin tüm kurumlarına egemen olması nedeniyle diğerlerinden bir adım daha önde durur gibidir. Ne ki bu avantajı dahi onun çaresizliğinin her daim açığa çıkmasına engel olamamaktadır.

Erdoğan’lı AKP bitik halde girdiği salgın sürecini “allahın bir lütfu” olarak değerlendirdi ve elindeki güçleri harekete geçirerek ne kadar başarılı olduğunu topluma kabul ettirmeye çalıştı. Ne va rki oluşturulan yalancı dünya sabun köpüğü gibi dağılıverdi.

Erdoğan’ın her televizyon konuşması iki bölümden oluştu. İlk bölümde ne kadar başarılı olunduğunu ballandıra ballandıra anlattı. İkinci bölümde ise başta CHP olmak üzere muhalefeti yerden yere vurdu.

O kadar ki CHP ilk önce PKK ve FETÖ’cü ilan edildi. Daha sonra CHP belediyelerinin çalışmaları engellendi. Yetmedi bu belediyeler paralel devlet olarak ifade edildi. Hızını alamayan reis ve kurmayları CHP’yi darbecilikle dahi suçladı.

Bu hamlelerin esas itibariyla anlaşılır nedenleri var.

AKP yerel seçimlerde aldığı darbeyle tabanını bir türlü harekete geçirememişti. Salgın süreci kitlelerin burjuva siyasetteki kamplaşmaya yönelik ilgisini epeyce dağıttı.

Erdoğan’lı AKP kendi tabanındaki bu politik duyarsızlığı gidermek ve tabanını kitlemek için aşina olduğumuz yolları devreye sokmak zorundaydı. İşte yapılan tamda buydu.

Fakat gördük ki ne yapılırsa yapılsın çok fazla etkili olmadı. Yarınını dahi göremeyen halklar paralel devlet, FETÖ, PKK, Darbe öcülerinden çok da etkilenmedi.

Bunu şuradan çok iyi anlıyoruz; Erdoğan neredeyse her gün anket yaptırarak nabız yoklamaktadır. Yapılan politik hamleler anket sonuçlarıyla görüldü ki Cumhur İttifakının erimesi durdurulamıyor.

Şimdi gelelim sonuca…

Mevcut durumda AKP 2023’e kadar dayanamaz. Aslında bu gerçeği kendileri gibi muhalefet de görüyor. Hasılı ufukta erken seçim var. Buna kimse kuşku duymasın.

Mesele seçim olunca herkes çok iyi biliyor ki HDP (siz Kürtler anlayın) kilidi açacak anahtar işlevi görmektedir. 31 Mart yerel seçimleri bu gerçeği yalın biçimde ortaya koydu. Kürt oylarını kaybeden AKP onu Ankara’da sağlam tutan büyükşehir belediyelerini kaybetti. Kendi deyimleriyle AKP iktidarı topal ördeğe döndü.

HDP’nin kilit konumu geçen haftayı meşgul den tartışmalarla bir kez daha açığa çıktı.

Hatırlayalım; İYİ parti genel başkanı Meral Akşener HDP”yi PKK’nin uzantısı olarak değerlendirdiklerini söyledi. Bunun üzerine Sırrı Süreyya Önder’den sert bir karşılık geldi.

Önder “Dün bize aracı gönderen. İşte ‘şurada kiminle çalışalım, nasıl çalışalım, şunu nasıl yapalım?’ diye fikrimizi merak eden bir siyasal parti bugün bize koordinat biçemez. İyi Parti’yi kastediyorum.” diyerek İYİ Partinin ikiyüzlü tutumunu açığa çıkardı.

İYİ Parti kurmayları anında  inkar  yolunu seçerek HDP ile araya mesafe koyacak sert açıklamalar yaptılar. MHP ve AKP kurmayları buradan yola çıkarak millet ittifakını itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

Bu tartışmaların mürekkebi kurumadan AKP,  HDP belediyelerine kayyumlar atama yolunu tekrar açtı. Son kayyum atamalarıyla HDP’ye ait toplam 45 belediyeye zorla el konuldu. Belli ki bu saldırıların devamı gelecek.

HDP belediyelerine kayyum atanması muhalefetin sessizliğiyle karşılandı. Burjuva siyasi partiler HDP ile aslında Kürtlerle uzak durma anlayışını bir kez daha göstermiş oldu.

Son olarak da dün, Süleyman Soylu açıklamalar yaparak gündeme damgasını vurdu. S. Soylu Nisan ayının 12’sinde istifa etmiş ve istifası Erdoğan tarafından kabul edilmemişti. Soylu bir ayı geçkin olan suskunluğunu bu akşam bozdu.

Ne dedi Soylu;  “Cudi, Gabar, Besta, Kel Mehmet ve bütün bu alanın ortaya koyduğu sonuç bizim için önemli. Son tespitimize göre bu bölgede 134 terörist var. Bu yıl bizim için başka bir yıl. Bu yıl Gabar’da, Cudi’de, Besta’da, Kel Mehmet’te, aynı zamanda Kato bölgesinde ya olacağız ya öleceğiz. Kararımız bu, 2020 yılının ötesine bu alanı bırakmayacağız.”

Bu açıklamayı ülke siyasetini biraz olsun bilen nasıl okuyacağını da bilir.

Bu açıklama Kürt halkına açılmış savaş ilanıdır. Kürt halkı bütünüyle teslim alınmaya çalışılacaktır. Çünkü çok net görüldü ki Kürt halkı teslim alınmadan seçim dahil yapılacak her hamle fiyaskoyla sonuçlanacaktır.

Yine çok açık görülmektedir ki gerek içerde gerekse dışarda savaş siyaseti yürütülmeden AKP’nin iktidarda kalması imkansızdır. Aslında muhalefetinde başka bir çözüm yolu sunamadığı ortadadır.

Bu kanlı oyunu bozmak ise işçi ve emekçilerin örgütlü mücadelesinden geçmektedir. Başka da bir yol yoktur…