Türkiye’nin iktisadi çöküşü – Hakan Gülseven

Artık çok açık görünüyor: Türkiye’yi çok ciddi bir iktisadi çöküş bekliyor. Söz konusu çöküşün esas sebebi hiç kuşkusuz siyasidir. Sonucu ise, insani ve doğal bir yıkım olacaktır.

“Gölge CIA” diye anılan Stratfor adlı özel istihbarat/danışmanlık müessesesinin kurucusu George Friedman’ın, iktisat ve enerji politikaları konusunda uzman Amerikalı “harika çocuk”lardan Xander Snyder ile birlikte 2017’de kaleme aldığı analiz, “Türkiye’nin giderek büyüyen borç yükünün tüm dünya açısından sorun teşkil edebileceğine” dikkat çekiyordu.

Mauldine Economics’te yayınlanan analizde, Türkiye’nin devlet ve özel sektör borcunun 2012’de milli gelire oranı yüzde 39 olduğu, makalenin yayınlandığı 2017’de ise bu oranın yüzde 52’ye yükseldiğine dikkat çekiliyordu.

Makalenin derdi Türkiye’nin “beka sorunu” falan değildi tabii; borç verenleri uyarıyordu. Tayyip Erdoğan’ın iktidarını korumak için ekonomik çöküşü engellemeye çalıştığına ve bu yüzden giderek daha fazla borçlandığına işaret ediyor, ortada ağır bir kur basıncı olduğunu ve Türkiye’deki muhtemel bir iflasın borç verenler için de “sıkıntı yaratacağını” vurguluyordu.

“İflas” bugün çok daha güncel bir tehdit. Dış borcun milli gelire oranı 2018 yılı sonu itibarıyla yüzde 56,7’ye yükseldi. Ama hepsi bu kadar değil. AKP iktidarı altında “geleceğe dönük gizli borçlanma” gibi yeni bir fenomenle karşı karşıyayız. Yolcu garantili köprüler, tüp geçitler, otoyollar, havalimanları, şehir hastaneleri ek birer borç yükü getiriyor.

Geleceğe dönük bu borçlanmayı eklediğinizde, ortaya inanılmaz bir rakam çıkıyor. Üstelik tüm bu borçlanma, elde avuçta kamuya ait ne varsa satıldığı bir dönemde gerçekleşti!

Şimdi herkesin diline düşen “Kefen parasını da yediler” lafı; Merkez Bankası’nda bulundurulan ‘yedek akçe’ye göz dikildiğinin, iktidarın sıfırı tükettiğinin halk dilindeki ifadesi. Gelinen noktada daha fazla ve daha yüksek faizle borçlanma dışında herhangi bir alternatif yok. Para bitti…

Peki, bu kadar para nereye gitti?

“Servet transferi”

Üretimi geliştirecek, tarımı güçlendirecek, kalıcı istihdam artışı yaratacak tek bir akılcı yatırım yok. Komisyon alınabilecek ve yandaşlara para aktarılabilecek her türlü yatırım var.

Evet, iktidarda 20. yılına doğru ilerleyen AKP büyük bir “servet transferi” gerçekleştirdi, yeni bir “zenginler sınıfı” yarattı. Büyük devlet ihalelerini takip ettiğinizde, nasıl bir “yeni burjuvazi” yaratıldığını “çıplak gözle” görebiliyorsunuz. Bu sürecin imzası, “iktidar müteahhidi” Mehmet Cengiz’in meşhur lafıdır. Satın alınan ama özellikle fahiş fiyatlarla kiralanan lüks makam araçları, helikopterler, uçaklar, inşa edilen saraylar… Yolsuzluklar… Rüşvet payları… Belediye bütçelerinden tarikat ve “cemaat”lere vakıflar aracılığıyla aktarılan inanılmaz paralar…

Böylelikle deniz bitti…

“Gelinen noktada daha fazla ve daha yüksek faizle borçlanma dışında herhangi bir alternatif yok” dedik. Elbette yok pahasına varlık satışı gibi kısa vadeli durumu kurtarma çabaları da olacak.

“Varlık satışı”ndan kasıt şu: Kamuya ait son kırıntılar da yok pahasına elden çıkarılır, kentlerin içindeki askeri araziler müteahhitlere peşkeş çekilir, Selimiye Kışlası satılır, Kuleli Askeri Lisesi devredilir, üniversitelerin tarihi binaları açık artırmaya çıkarılır, İş Bankası gibi kuruluşlara da göz dikilir, bunlar yağmaya açılır ve kısa süreli rahatlama sağlanır.

Geriye dağlar, taşlar, ormanlar ve henüz satılmamış su kaynakları kalır…

Doğanın yağmalanması

Bugün Kaz Dağları’nda ortaya çıkan manzara istisnai bir durum değil. Türkiye’nin dağı taşı emperyalist şirketlere, tabii komisyoncu küçük ortaklar eşliğinde, peşkeş çekilmiş vaziyette. Madenler aranıyor, aranacak, geriye çökertilmiş ve zehirlenmiş topraklar bırakarak gidecekler.

Öte yandan, “sıcak para” girişi adına, başta Katar olmak üzere, petrol zengini Arap sermayedarlarına ülke “parsel parsel” satıldı.
Bu süreç devam ediyor.

Kıyılar da talan ediliyor. Geri dönüşü olmayan biçimde en güzel koylar, plajlar dev turizm tesisleri tarafından mahvediliyor. Bir süre sonra bir çöplüğe dönecek bu kıyılarda “turizm”in ne manası olabileceğini kimse sorgulamıyor…

Evet, ne yazık ki, ülkemiz çok ciddi bir iktisadi yıkıma doğru sürükleniyor.

Bunun doğaya ve insana faturasını ise, şimdi harekete geçilip akılcı adımlar atılsa bile, birkaç kuşak ağır biçimde ödeyecek.
Çok yazık…