Ücretli öğretmen: Devrilmeye çok müsait durumdaydım, korona beni resmen yıktı

‘2 üniversite bitirdim, 4 dil biliyorum, kendimi geliştirmek için ha bire uğraşıyorum. Ailemin evinde bir odam bile yok. Koronadan sonra bir mesajla işten atıldım. Kendimi çaresiz hissediyorum…’

Tuğba, ücretli öğretmen. 30 yaşında. İki üniversite bitirdi, 4 dil biliyor. Üniversiteden sonra KPSS’ye hazırlandı, ataması yapılmadı. Ücretli öğretmenlik yaptığı yerlerde yüzü gülmedi. Korona salgını başladığında henüz 1 ay önce ücretli öğretmenliğe başladığı okuldan bir mesajla işten atıldı. “Baskılara dayanamayıp kalben hiçbir şey hissetmediğim bir adamla evlenmeyi bile düşündüm” diyor. Şimdi ailesinin evinde kendine ait bir odası bile yok. Tuğba anlatıyor:

Koronadan önce: ‘Bir sınavı bile geçemedin, bari evlen’ baskısı

“Mezun olduktan sonra ailem hadi iş bul da git çalış diye çok bastırdı. 2017’de ücretli öğretmenlik yapmaya başladım. Bir imam hatip ortaokulunda İngilizce öğretmenliğine başladım. Bir gün öğrencilerden biri sınıfta civa ile oynamış, bütün sınıf ve ben zehirlendik. Hastaneye kaldırıldım. Okulla ilişiğimi kestiler. Sigortasız, güvencesiz kaldım. Tedavimin parasını da kendim ödedim. Sonra tedavi işlerini karşılayamayınca internetten filan aramaya başladım bu işin çaresi nedir, lahana kürü filan yaptım, öyle bir çaresizlik. Acayip unutkanlıklar filan yaşamaya başladım. İngilizce öğretmeniyim, basit kelimeleri karıştırmaya başladım resmen. Yüksek lisansa başlamıştım ücretli öğretmenliğe başladığımda, kendim karşılarım diye düşündüm. Onu da bıraktım.

Bir kere daha KPSS’ye hazırlanmaya karar verdim. Eve yakın bir dershaneye yazılmaya karar verdim, hiç olmazsa yürüyerek gidip gelirim diye. Pek de iyi bir dershane değildi doğrusu, akşamları kalorifer yanmıyordu. Ben de akşamları da dahil orada çalışmak istiyordum. Çünkü evimiz küçük, kendime ait bir odam bile yok. Bir evin içinde 6 kişi yaşıyoruz, annem babam yaşlı. Babam felçli. Abimler işsiz, bütün gün evdeler. Çalışmaya çalışsam fırsat yok yani. Tam 13 ay, günde 12-13 saat KPSS’ye çalıştım. Atanmam lazım diye kendimi paraladım. Galiba çok stres yaptım. Sınavdan bir gece önce de bizim evin sokağında bangır bangır bir düğün… Bir dakika uyumadan sınava girdim. Sonuç; hüsran oldu. Kodlayamadım bile cevapları.

Ailem mezun olduğum günden beri tepemde, “Hâlâ iş bulamadın, bari evlen” diye. Şehir dışında okudum, eve geri dönüp bir de işsiz kalmak beni iyice onlara mahkûm etti. Akrabalar, komşular bile sürekli bir laf sokma halinde… “Aman sen daha atanamadın mı, bu kadar çalışmaya gerizekalılar bile bir yere atanır…” İlkokul mezunu adam bana akıl veriyor ‘Git bir yerlerden bir torpil bul’ diye, akraba ya, hak görüyor kendinde. Bu baskılardan ne iş olsa yapacak kıvama geldim.

“Hayatımda ilk defa 2 bin lira ücret aldım, nasıl mutlu oldum anlatamam”

Sonra yine ücretli öğretmenliğe başvurdum. Ekim ayında endüstri meslek lisesinde işe başladım. Zor da bir okul, biraz genç ve deneyimsizsen, hele de kadınsan öğrenciler bile kafa buluyor seninle. Öğretmenler odasına bile giremiyorsun, ders anlatmak çok zor, bir dakika nefes almadan dersten derse koşuyordum. Ama olsun dedim, evime yakın hiç olmazsa. 4.5 ay haftada 30 saat derse giriyordum. Hayatımda ilk defa 2 bin lira ücret aldım, nasıl mutlu oldum anlatamam. Burada daha da çalışırdım, hiç yoktan bir sebepten çıkardılar beni işten. Sonra bir öğrendim ki, müdür yardımcısının bir tanıdığı benim yerime ücretli öğretmen olarak başlamış. 4.5 ay çalıştım, haftada 30 saat derse girdim ama sigortam bu sürede sadece 64 gün yatmış. Her günümü yarım gün saymışlar. Uğraşsan bu haksızlıkla, uğraşırsın. Ama ben ücretli öğretmenlik yapmaya devam etmek zorundaydım, sonra başım derde girmesin diye uğraşmadım.

Koronadan sonra: “Bir mesajla işime son verildi”

Yine başvurdum ücretli öğretmenliğe. Şubat ayında bir ortaokula başladım. İki otobüs mesafede, otobüsten inince yürüyorsun bir de… Olsun dedim, iş iştir. Orada 1 ay içinde acayip muamelelere maruz kaldım. Sanki bir öğretmen değil de bir asalak gibi davrandılar. Halbuki emeğimle kazanıyorum paramı.

Derken korona salgını başladı. Ücretli öğretmenler ne olacak, kimse bir şey demiyordu. 1 Nisan’da açıklama yapıldı ücretli öğretmenler de ders ücretlerini alacak diye. O gün sigortama son vermişler. Bana da bir mesajla bildiriyor bunu: “Görevine son verildi.” Bu kadar. İnsan yerine koyup açıklama yapan bile yok. Sonra bana okuldan bir dilekçe gönderdi müdür yardımcısı, adıma yazılmış istifa mektubu. İmzalamadım. “Bu yaptığınız haksızlık, sizi CİMER’e şikâyet edeceğim” dedim. “Nereye şikâyet edersen et” dedi bana. CİMER’e başvurdum, hâlâ bir dönüş yok.

“Ne yapsan değer görmüyorsun”

İşsizlik sigortasına başvuramıyorum prim gün sürem yetmediği için. Aile Bakanlığının yoksullara vereceğini açıkladığı 1000 lira için başvurdum. Oturduğumuz aile evi babamın üzerine olduğu için o da çıkmadı.

Babam geçen sene felç geçirdi, annem ona bakıyor, babam yıllarca sağda solda çalıştı, sigortası bir şeyi yok. Abim geçen sene işyeri kapandığı için işsiz kaldı. Diğer abim yeni işten çıkarıldı. Evde bir tek ben çalışıyordum. Babamın dededen kalma biraz arazisi vardı, onu satmıştık. Şu an tek kaynak o.

Ücretli öğretmenlik yaparken de geçinemediğim için, şimdi de İngilizce özel ders vereyim diye ilan verdim sağa sola. Biz Sincan’da oturuyoruz, yoksul bir semt, kimsenin çocuğuna özel ders aldıracak bir durumu yok. Uzakta, ne bileyim Yenimahalle’de Batıkent’te Çankaya’da filan da soruyorlar, hangi okuldan mezunsun diye. ODTÜ, Hacettepe mezunu değilsen beğenmiyorlar. Kolejlere, etüt merkezlerine başvurdum. Aynı muamele orada da var. Ben 4 dil biliyormuşum, kendimi geliştirmişim filan. Hiç kimsenin umurunda değil. Çok düşük ücretlerde özel ders verirsem belki birkaç öğrenci çıkar dedim, saati 35 liradan ders ilanı astım. Bu sefer de “Bu kadar düşük fiyata ders veriyorsa kesin bu bilmiyordur” muamelesi… Ne yapsan değer görmüyorsun yani.

“Kalben hiçbir şey hissetmediğim bir adamla evlenmeyi düşündüm”

Kendimi geçindirecek bir ücretim yoktu, otobüse dolmuşa verdiğim parayı çıkar, geriye bir şey kalmıyordu. Aileden sürekli baskı görüyordum. Sürekli “evlen” sözü duymaktan yıldım, geçen sene bana evlenme teklif eden biriyle evlenmeye karar verdim. Sevdiğimden filan değil, kalben hiçbir şey hissetmediğim bir adamla evlenmeyi düşündüm, şu evden kurtulayım, kendime ait bir odam olsun diye. Eve geldim, dedim “Ben evlenmeye karar verdim.” Abim sordu kimdir diye, işini gelirini sordu. Annem dedi ki “O da öyle kendini geçindirecek biri değil, gider evlenirsin, sonra geçinemez boşanırsın, bir de çoluk çocukla geri dönersin, daha büyük yük.” İnsan ne diyeceğini bilemiyor böyle bir şey karşısında.

“Eğer yoksulsan, yüksek yerlerde tanıdığın yoksa fırsat kapıları sana hep kapalı”

Şimdi eve kapalıyız hepimiz. Annem babam yaşlı olduğu için dışarı adım bile atmıyorum onlara bir şey olmasın diye. Sürekli yedir, içir, temizle, hizmet et durumundayım. Online kurslardan başka diller öğrenmeye çalışıyorum. Evin içindeki hengâme izin verirse biraz bir şeyler okumaya çalışıyorum. Pek de mümkün olmuyor da…

Devrilmeye çok müsait durumdaydım zaten. Bu korona beni resmen yıktı. Çok umutsuz ve çaresiz hissediyorum kendimi. Yine mi KPSS’ye hazırlansam diye düşünüyorum bu evde kaldığım zamanı değerlendirip. Ama bunu düşününce mide krampları, migren, panik atak yaşıyorum resmen… Şu günler geçsin, illa ki bir yol bulur yürürüm. Ama nasıl… Hiçbir şeyden zevk almayacak noktaya geldim. Daha gencim, ne yapar eder bir hayat kurarım kendime diyorum. Ne zaman ha gayret bir işin ucundan tutsam, sanki biri çekip alıyor o fırsatı elimden. İnsan fırsatını kendisi yaratır diyorlar, yok öyle bir şey. 2 üniversite bitirdim, 4 dil biliyorum, kendimi geliştirmek için ha bire uğraşıyorum. Fırsat kapısı eğer yoksulsan, bir yerlerde tanıdığın yoksa sana hiç açılmıyor.