Virüsün de vatanı yok, işçilerin de – Göksel Kılınç

Bütün dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını dünyanın sınıfsallığını çırılçıplak gözler önüne sererken, işçi sınıfının uluslararası dayanışma ve birbirinden öğrenerek hareket etmesi gerekliliğini bir kez daha hatırlattı.

Egemenler ne kadar debelenseler, salgının milli-ulusal “birlik ve beraberlikle” yenileceğini ne kadar söylerlerse söylesinler, bu çabanın onlarla aramızda çok temel bir farkın olduğunu gizlemesi imkansız.

Sabancı “champ”lar yalılarında sporunu yaparken, patronların işlerini yürütmeyle mükellef olan iktidardakiler telekonferanslarda “krizlerini” nasıl atlatacaklarını ve salgının önlerine çıkardığı yeni imkanları konuşurken, bizim ihtiyacımız olan tıbbi malzeme ABD’ye satılırken; biz de bu arada ay sonunu nasıl getireceğimizle uğraşıyoruz, ücretsiz izinlere çıkarılıyoruz, kira ödüyoruz, faturalara boğuluyoruz.

Evlerimizde oturup felaketin yayılmasını izlerken bizi bilgilendirmesi gereken yetkililerden sadece ölüm ve vaka sayılarını alıyoruz. Ülkede yapılan testlerle ilgili tek bilgimiz son derece az sayıda test yapıldığı. Her gün geometrik olarak artan vaka sayıları, bize #EvdeKal diyen influencer’lar ve devlet adamlarıyla birlikte evimizde bekliyoruz.

Egemenlere, sermayeye paket açıklanırken bize dua okumak düşüyor, hatta dua dinletiliyor. Ekonomik istikrar kalkanıyla salgının yaratacağı krizden kurtulacak olanların bize satacağı evlerde #EvdeKal deniyor ama bizim ücretsiz izinlerle, işten çıkarmalarla boğuşurken nasıl istikrarlı kalacağımıza dair hiçbir fikrimiz yok. Öğrenciler meslek liselerinde dezenfektan üretmeye zorlanıyor, öğrencilerin en temel eğitim ihtiyaçlarını karşılama noktasında yapılan tek şey televizyondan ve internetten abuk sabuk yayınlar izletmek. Bizim hastalarımız var, yaşlılarımız var, hala sokağa çıkmak ya da sokakta yaşamak zorunda kalan insanlarız biz ve bizi bizden başka düşünen yok. 

Sayamadığım kadar çok ülkeye destek veren Küba bizden örneğin, İtalya’da 3D yazıcıyla solunum cihazı yapanlar bizden. Almanya’da telegram üzerinden dayanışma ağları kuranlar bizden. ABD’de marketten aldıklarını yoksul ve evsizlere dağıtanlar bizden. 

Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Üsküdar’da insanları dayanışma için örgütleyenler bizden. Birbirinin üstüne çıkıp hayatta kalmayı ilkesi sayanlara rağmen birlik içinde olanlar bizden. “Ben Abbasağa’da oturuyorum, elimden gelen desteği veririm” diyerek dayanışmaya katılanlar bizden. Bandırma Eti Maden’de ücretsiz izine karşı eyleme çıkan işçiler bizden. Sarıyer’de, Sarıgazi’de çalışma yürüten öğrenciler bizden. Ve bizler bu süreci ancak bu dayanışmayla ve direnişle aşabileceğimizin farkına varıp bir an önce bu dayanışmaya katılmalı, kendi yaşadığımız mahallelerde bu dayanışmayı kurmaya başlamalıyız.

Dayanışma ağlarının facebook gruplarına buralardan ulaşabilirsiniz: 

Beşiktaş Dayanışma Ağı: https://www.facebook.com/groups/642833762959649/
Kadıköy Dayanışma Ağı: https://www.facebook.com/groups/2622030024575312/
Üsküdar Dayanışma Ağı: https://www.facebook.com/groups/648254695931894/?ref=share
Gönüllü Öğrenciler: https://twitter.com/kaldiracuni/status/1242057017440813059