Ya ezenden yanasın, ya ezilenden… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Çürüyen kapitalizm tel tel döküldüğünün işaretlerini veriyor. Servetle sefalet arasındaki makas sonuna kadar açıldı. Dünya halkları geleceğe dair küçücük bir umut kırıntısı dahi taşıyamaz oldu…

Çürüme en çok da siyaset alanında kendini gösterir oldu. Dünyayı yöneten siyasi liderlerin profiline bakınca çürüme açık biçimde kendini göstermektedir.

Dünya kapitalizminin devi ABD’nin başındaki lider twitlerle her yere ayar veriyor. Yazdıkları ise her gün aklı başında insanları şaşkınlığa sürüklüyor. Bizim köy kahvelerinde Memet aganın siyasi birikimi ve söylemi dahi ABD’yi yönetenin söyleminden daha edepli.

Sadece Trump değil elbette. Bizim siyaset dünyamız da söylem olarak yerlerde sürünüyor…
Al birini vur ötekine.

Oysa yaklaşık 400 yıldır dünyayı yöneten burjuvazi kendine göre bir kültür de üretti. Her ne kadar temelini ikiyüzlülük de oluştursa dil problemi burjuvazi açısından çok fazla sorunlu değildi.

Mülkiyetin bir azınlık elinde toplanmasını esas alan toplumsal temeli burjuva sınıfının bencil, ikiyüzlü, kuralsız, saldırgan, yok edici mayasını oluşturur.

Ve burjuva sınıf sözünü ettiğim negatif yanlarını sözde “eşitlik, kardeşlik, özgürlük ” söylemleriyle örterek dünyanın ezilen halklarını yönetmeyi başardı.

Oysa özgürlüğü de, kardeşliği de, eşitliği de sadece kendileri için istediklerini çok kez bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktan geri durmadılar.

Bırakalım geçmişten örnek vermeyi, bugüne baktığımızda bile burjuva sistemin tüm açmazlarının acısını ezilenlere çektirdiğini çok net görebiliriz.

Ezilen halkların biraz olsun nefeslenebilmek için yarattıkları küçücük güzellikler dahi tahammülsüz bir saldırganlık altında oldu ve olmaya devam ediyor.

Suriye savaşı burjuva saldırganlığa dair en güzel örneği sunmaktadır… Suriye’nin kuzeyinde Kürt, Türk, Süryani, Ezidi, Ermeni, Arap halkları tarihin en vahşi örgütüne, İŞİD’e karşı direndi, savaştı ve topraklarını özgürleştirerek yeni bir yaşam kurmayı başardı.

Ne var ki kurulan bu yaşam ortakçı özellikler taşıyordu. Bu haliyle de özelde Ortadoğu’nun, genelde ise tüm dünyanın ezilen halklarının tükenmiş umutlarını yeniden filizlendirebilirdi. İşte burjuvazi buna asla izin veremezdi.

Tam da bu noktada Suriye sahasında çıkarları için at koşturan, her türlü pisliğin altına rezilce imza koyan dünün düşman burjuva devletleri uzlaşıverdi.

ABD bin bir hile ile sahadan çekilerek partneri Türkiye’yi sahaya sürdü.

Rusya hamiliğini üstlendiği Esad yönetiminin frenine basarak Türk ordusu ve ona bağlı cihatçı çetelerin operasyonuna yeşil ışık yaktı. Böylece yeni bir yaşam kuran güçlerin burnunun sürtülüp yola gelmesini, kısa bir zamanda kendi kucaklarına düşmesini bekler duruma geçti.

İran yönetimi de benzer bir tutum sergiledi.

Ne var ki hiçbir zaman evdeki hesap çarşıya uymamıştır.

Görüyoruz ki direniş uzadıkça dünya ezilen halkları da giderek eylemli bir süreç içine girmeye başlamıştır. Sahadan gelen haberler, trajik görüntüler ezilen halkların vicdanlarında ağır yaralar bıraktıkça sokaklar daha da ısınacaktır.

8 yıl önce başlatılan Suriye savaşı yeni bir döneme evrildi. Başlangıçta Esad’ın devrilmesi üzerine kurulan savaş artık farklı bir amaçla yürütülüyor. Esad’ın devrilmesi hedefinden herkes vazgeçti. Şimdi hedef Kürtlerin öncülüğünde kurulan Rojava bölgesindeki kantonlara dayalı yönetimdir.

Bu savaş ezenle ezilenin savaşıdır. Zaten insanlığın tarihi, sınıflı toplumların oluşmasından beri ezenle ezilenlerin mücadele tarihinden başka bir şey değildir.

Sahi siz kimin safındasınız?

Ezenin mi, ezilenin mi?