‘Yarın başka bir gündü’ – Ergin Yıldızoğlu (*)

Uygarlık, kapitalizmin yapısal krizinin “kötü sonsuzunda”, gittikçe daha fazla dejenere oluyordu. Sonra Covid-19 geldi ve bir şok yarattı. Şoktan önce “Yarın başka bir gündü?” (Brazil, Terry Gillian). Şimdi soruyoruz: “Şok geçtikten sonraki ‘yarın’ nasıl bir gün olacak?”

Bu soru, iyimser iki varsayıma dayanıyor: Şok geçecek ve yeni bir gün başlayacak. Ben iyimserliğe değer vermem. Önümde durana bakarım. Gördüklerim bu varsayımlara güvenmemek gerektiğini söylüyor.

Yanlış anlaşılmasın, “şok” öncesindeki duruma geri dönme şansı yok! Heraklitos’un deyişiyle “Panta Rhei” (her şey(ler) değişir/akar). Ancak bu değişimlerin /akışın uygarlığı “kötü sonsuzdan” çıkarabileceğini umut (sevemediğim bir başka kavram) etmek için henüz bir neden yok. Aksine, “şok” altında başlayan değişimler, “kötü sonsuz” içinde uygarlığın canavarlaşmaya devam edeceğini düşündürüyor.

Bahar geldi diktatörlere, halklara ise kış…

Bir koronavirüs salgını, en azından 2013’ten bu yana bekleniyordu. Virüslerle ekolojik yıkım ilişkisi üzerinde çalışan bilim insanları uyarıyorlardı. Pentagon bu konuda bir rapor hazırladı ve eksiklikleri sıraladı. Bill Gates, Trump’ın Güvenlik Konseyi sekreteri Bolton’la en az iki kez toplantı yaparak kaygılarını aktarmış. Ama kapitalist uygarlığın devletlerini yönetenler, bırakın ülke düzeyinde ya da küresel düzeyde bir önlem almayı, hazırlanmamışlar bile. Ancak, şimdi, “şok”un yarattığı “fırsatları” kaçırmamaya kararlı oldukları görülüyor.

Kronik ekonomik kriz, giderek daha fazla göze batan toplumsal eşitsizlikler ve adaletsizlikler: Bir tarafta dünyanın toplam servetinin neredeyse yüzde 80’ine sahip bir yüzde 1. Diğer tarafta geride kalan yüzde 20’yi paylaşmaya, kırıntılarla yaşamaya çalışan “büyük insanlık”. Kabul etmek gerekir ki kapitalist uygarlığı, sermaye düzenini, yönetilenlerden rıza alarak sürdürmek giderek zorlaşıyordu. Boşuna mı kapitalizmin merkezlerinde bir süreç olarak “Yeni Faşizm” gelişiyordu?

Şok, “süreç olarak faşizmin” ilerleyişini hızlandırmaya, Reichtag yangını, Matteotti cinayeti, 15 Temmuz “Darbe şeyi” gibi, uygun bir ortam yarattı. Bir süredir elektronik, izleme, denetleme, yüz ve ses tanıma, nüfus çapında veri toplama, “Nudge” (fark ettirmeden yönlendirme) araçları ve yöntemleri hızla gelişiyordu. Covid-19 bunlara ek, devletlere “olağanüstü hal” ilan etmeleri için, “halk sağlığını korumak” gibi “çok meşru” bir gerekçe yarattı.

Filipinler’den Macaristan’a, Kamboçya’dan Azerbaycan’a, İsrail’den Ürdün’e, İngiltere’den Amerika’ya yönetimler, bizzat parlamentoyu kullanarak kendilerine, kanun gücünde kararnamelerle yönetmelerine olanak verecek olağanüstü ve denetimsiz yetkileri, anlaşılmaz derecede uzun, kimi yerde sonu belirsiz süreler için veriyorlar.

Azerbaycan, Macaristan, Kamboçya, Filipinler ve Şili’de “Yeni Faşizmin” liderleri, “Covid-19 ile mücadele” adına, muhalefeti tamamen susturmaya, kaynakları tek elde toplamaya yönelik yetkiler ediniyorlar. İsrail’de Netanyahu Covid-19 salgınını bahane edip kendisini yargılamakta olan mahkemeleri kapattı.

Liberal demokratik kapitalizmin beşiği ABD ve İngiltere de bu gelişmenin içinde. ABD’de Trump yönetimi, devletin denetleme ve dengeleme kurumlarını hızla zayıflatıyor. Trump’ın başsavcısı, parlamentoya, Cumhuriyetçi Parti’yi bile korkutacak düzeyde yetkiler isteyen bir karar taslağı sundu, ancak yalnızca yasadışı göçmenlere ilişkin kısmını geçirebildi. İngiltere’de Boris Johnson hükümeti, meclisteki çoğunluğu kullanarak, iki yıl boyunca kararnamelerle yönetmesine, insanları süresiz tutuklamasına, tecrit etmesine, toplantıları yasaklamasına, havaalanlarını, limanları kapatmasına olanak verecek bir yasa tasarını kanunlaştırdı.

Süreç olarak “yeni faşizmin” ilerleyişi hızlanıyor. “Yeni faşizm” sürecini, görmemek için, “illiberal demokrasi” gibi kavramlara sığınanların, şimdi, örneğin Macaristan için ne diyeceklerini merak ediyorum. Bu merak bir yana, kapitalizm, çoktandır “olağan” rejimlerle yönetmenin giderek zorlaştığı bir döneme girmişti. Covid-19 bu dönemi yeni bir aşamaya taşıyor, geleneksel antikapitalizm/ faşizm bu sürece bir cevap üretemiyor. Esas sorun da burada.

(*) Bu yazı ilk olarak 09.04.2020 tarihinde Cumhuriyet’te yayımlanmıştır.