“Yaşamak bir türküyse bunu, bu türküyü en güzel biçimiyle söylemeye çalıştım” diyen Hıdır Aslan 35 yıl önce bugün idam edildi

Yaşamak bir türküyse bunu, bu türküyü en güzel biçimiyle söylemeye çalıştım. Zafer şarkısınırı söylendiği günler de gelecek. Kısa da olsa onurlu yaşamanın yolunu seçtiğim için mutlu gidiyorum. İyi, güzel şeyler uğruna yaşanıyorsa her şey, katlanılmayacak şey yoktur. Ölüm bile basitleşiyor. Anlamlıysa ölüm yaşamak kadar güzeldir.

Devrimci Yol militanı Hıdır Aslan 35. yıl önce bugün 12 Eylül Faşist Cuntası’nın emriyle idam edildi. “Anlamlıysa ölüm yaşamak kadar güzeldir” diyen Aslan 1958’de Dersim Hozat’ta doğdu. Ortaokuldaki başarısından çok etkilenen öğretmelerinin ısrarıyla liseyi okumak için Ankara’ya abisinin yanına gönderildi.

Kurtuluş ve Etlik Liseleri’nde okuduğu dönemde Hıdır Aslan hızla politikleşti. Devrimci Hareket ile tanıştı. LİSE-DER’e gitmeye başladı. Bir olaya karıştığı gerekçesiyle tutuklanarak 7 ay cezaevinde kaldı. O döneme ilişkin Ankara’dan arkadaşları şunları söylüyordu:

“Bizim Ulubey-Ulaştepe’de faşist saldırı çok oluyordu. Hiç yılmazdı. Çok kısa sürede herkesin sevdiği biri haline gelmişti. Yorulmak nedir bilmez, sanki enerjisi hiç tükenmezdi. Gözükaralığıyla mahallenin saygısını da kazanmıştı. Kolay ilişki kurar, içinden çıkılamayan günlük sorunların içinden çıkmayı iyi bilirdi. Tabii ikna yeteneği de eklenmeli. Mahallede birkaç kez gözaltına alındı. Bir faşistin ölümüyle sonuçlanan bir çatışma nedeniyle aranır duruma gelince, buradan ayrıldı.

Ulubey’in Ulaştepe’si ve Şentepe’nin Karakaya’sında Hıdır ve arkadaşlarının halka dağıttıkları arazilerde yapılan gecekonduların sıcaklığı da kalmıştır bugüne. Hıdır adı ise bu gecekondularda doğan çocuklara ad olmuştur…”

1978 sonrasında devrimci görevlerini yerine getirmek için İzmir’e gitti. Burada da mücadelenin en ön saflarındaydı daima. Gültepe, Tariş direnişinin örgütleyicilerindendi. Şubat 1980’de tutsak düştü. Tutsaklık günlerine ilişkin hücre arkadaşı Veli Biçer şunları anlatıyordu:

“Şirinyer Askeri Cezaevi’ne konuldular. Orada üç ay tecritte kaldılar. Üç ayın 45 gününü elleri ayakları ranzaya zincirli olarak geçirdiler. O dönemde cezaevinde İstiklal Marşı söylettiriliyor, yemek duası yaptırılıyordu. Ama onlar bu yaptırımların hiç birine uymadılar. Tecritteki yaşamının geri kalan bölümünde ellerini ayaklarını çözüyorlar ama, sürekli olarak gözaltında tutuyorlar. Tepelerinde hep bir asker bekliyor. Subaylar sürekli dövüyorlar. Bu süre içindeki hamamın arkasındaki ufak bahçeye çıkarılıyorlar. Bahçeye tek tek çıkarılıyorlar ve orada sadece bir iki dakika tutulduktan sonra içeri alınıyorlarmış. (…) Her an kahkahalar içindeydik. Hatta gardiyanlar bizim, hepimizin ‘çatlak’ olduğunu söylüyorlardı. Onlara göre bizler birer deliydik. Deli olmasak idamı beklerken böyle gülüp eğlenemezdik.
Hücrelerde eğlence geceleri düzenliyorduk. Birgün İlyas ‘Maraş Mahallesi Gecesi’ düzenleyince ardından ben, Hıdır ve Aziz ‘Dersimliler Gecesi’ düzenledik.

Bu arada bir kaç dergi çıkardık hücrelerde. Bu dergiler bizim neşe kaynağımızdı. Onları koğuşlara da gönderiyorduk.”

Hıdır Aslan 1984 yılında 4 yıllık tutsaklığının ardından Burdur Hapishanesi avlusunda idam edildi. İdamı öncesinde yazdığı son mektubunda şunları yazmıştı abisine:

“Canım Abim,
Uzun uzun yazacak değilim. Bu ana hep hazırdım. Son yolculuğum yaşamım kadar güzel olmalı. Üzütmek mi? Bunu hiç istemiyorum canlarım. Büyük sözler etmeyi  gereksiz buluyorum. Herşey yaşamımız kadar açık ve sade olmalı.

Yaşamak bir türküyse bunu, bu türküyü en güzel biçimiyle söylemeye çalıştım. Zafer şarkısınırı söylendiği günler de gelecek. Kısa da olsa onurlu yaşamanın yolunu seçtiğim için mutlu gidiyorum. İyi, güzel şeyler uğruna yaşanıyorsa her şey, katlanılmayacak şey yoktur. Ölüm bile basitleşiyor. Anlamlıysa ölüm yaşamak kadar güzeldir.

Şu mektubu yazarken bir yandan çay, sigara içiyorum. Ağır ağır. Tadına vara vara. Neşesiz değilim. Bir yandan yaşamımın film şeridini toplamaya çalışıyorum kafamda. Kısacık zamanda bu anlık, hemen her şeyi baştan sona ayrıntılarıyla izlemek oldukça zor gibi.

Vasiyet yazmamı istemiştin. Acele etmemiştim ama buna zamanımız oldu işte. İyiden, güzelden yana olun. Budur isteğim, hepinizden. Tüm dostlarıma, dost yüreklilere sevgimin sıcaklığını iletin. Utançsız, onurlu gidişimi. Üzülmek, acımak hiç kimseden beklemediğim bir şeydir. Bana yapılacak en büyük kötülük budur. İnsan acılarla da yaşamasını bilir, bilmeli. Güç de olsa.

Benim üzerimde büyük emekleriniz var, ödenmeyecek kadar büyük. Senin ve ötekilerin. Siz, emeğin tüm temsilcilerine, dünyadaki tüm emekçi, onurlu güçlü insanlara layık olabilmenin yolunu seçtim. Yapabileceğim her şeyi yapamamış olsam da, bu görevi yapacak yeni insanlar topraktan fışkırıyor.

Ailedeki bana düşen tüm hakları, sen ve Aydın’a bırakıyorum. En yararlı biçimde kullanacağınıza inanıyorum.

Çok şey söylemek istiyorum ama zaman öyle kısa ki. On dakikamız var. Üzülmeyin, acılara yenilmeyin, hayata karşı güçlü olun, yaşam budur. Seçilmesi gereken yaşam. Sultan’a sevgilerimi yolluyorum. Herbirinize isim isim yazamayacağım. Dostlara da. Bu hepsini karşılasın.

Yüreğimin tüm sevgisiyle, tüm onurlu güçlerimle seni, sizi, hepinizi kucaklar, doyasıya öperim. Güçlü olun. Başı dik olun. O güzel günlerde tekrar yanınızda olacağım.

Amcanız, kardeşiniz, dostunuz.”

Hıdır Aslan

Kaynak: Gazete Yolculuk