Yeni Ekim Devrimleri önümüzde… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Lenin dünyanın ilk işçi devletini eleştirenlere şöyle diyordu. “İnsanlık henüz gelişmedi ve biz henüz işçilerin, tarım emekçilerinin, köylülerin, asker temsilcilerinin sovyetlerinden daha üstün ve daha iyi bir hükümet şekli bilmiyoruz.”

Sovyet deneyimi 70 yıl sürdü. Kapitalist dünyanın çözmeyi dahi aklından geçirmediği temel insanlık sorunlarını sovyet yönetimi sorun olmaktan çıkardı.

Sovyetler birliğinde eğitim, sağlık, işsizlik, konut, gelecek yaşam güvencesi tümden ortadan kaldırıldı. İşçiler ve tüm yoksullar, yani halkın ezici çoğunluğu sovyet tipi devlet örgütlenmesi ile kendi iktidarının sahibi oldu.

Sovyetlerin devlet çarkı kusursuz mu yürüdü. Elbette hayır. 70 günlük Paris komünü deneyiminin verdiği ilhamla 70 yıllık bir birikim yaratıldı.

Lenin yaratılan işçi devletini anlatırken yetmezliklerini de cesurca dile getirdi. Ne diyordu Lenin “Tarihin en büyük buluşu yapılmış, proleter tip bir devlet yaratılmıştır… Yüzlerce yıldır devletler burjuva modele göre yaratıldı ve ilk kez burjuva olmayan bir devlet keşfedildi. Yönetim aygıtımız bozuk olabilir; ama icat edilen ilk buharlı makinenin de bozuk olduğu söyleniyor. Hatta hiç kimse bu buharlı makinenin çalışıp çalışmadığını bilmiyor; ama önemli olan bu değil; önemli olan buharlı makinenin bulunmuş olmasıdır… Yönetim aygıtımız çok bozuk olsa bile onun yaratılmış olduğu gerçeği değişmez.”

İnsanlık tarihi açısından Ekim devrimi milattır. O sosyalizmin, insanlığın kurtuluşunun yolunu açmış, kapitalist barbarlığın ölüm haberini ilan etmiştir.

İnsanlık Ekim Devrimi ve onun açtığı yoldan kurulan ilk işçi devletine çok şey borçludur. Bugünden geriye doğru bakıldığında bu daha bir net görülmektedir.

Ekim Devrimi baskı ve gericiliğin merkezi olan, gerçek anlamda halklar hapishanesine dönüştürülen çarlık Rusya’sı ezilenlerini kurtarmakla kalmadı. Aynı zamanda Emperyalizmin boyunduruğunda inim inim inleyen sömürge ulusların da özgürleşmesine esin kaynağı oldu.

Diğer taraftan faşist Nazi Almanya’sını yok ederek dünyanın karanlık bir uçuruma yuvarlanmasını önledi. Faşist Nazi Almanya’sı şahsında diğer emperyalist devletlerin kirli planlarını da açığa çıkardı. Savaş sonrasında Nazi Almanya’sının zulmünden kurtulan birçok Avrupa ülkesi sosyalizmin yolunu tutmayı tercih etti.

Emperyalistlerin çıkardığı acımasız savaşın faturasını Sovyet halkları 40 milyon insanını kaybederek ödemiştir. Sadece bu da değil. Savaştan geriye sanayisi darbe almış, tarımı gerilemiş ve yıkılmış kentler kalmıştır. Yaşadığı vahşi yıkıma rağmen küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır.

Sovyetler birliğinin yaşadığı 70 yıllık süre içinde Emperyalist odaklar saldırgan politikalarını frenlemek zorunda kalmıştır.

Çin, Kuzey Kore, Küba, Vietnam gibi ülkeler emperyalist ablukayı kırarak sosyalizme yakın yönetimler kurmayı başarmışlardır.

Başta Avrupa olmak üzere dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar, Sovyetler Birliğinin basıncıyla birçok haklara sahip olmuş ve görece rahat bir yaşam sürmüşlerdir.

70 yıllık sosyalizm deneyimi tüm hata ve yetmezliklerine rağmen insanlığa yeni ufuklar açmayı başarmıştır.

Sosyalizm deneyiminin yenilmesi bu gerçekleri değiştiremez.

Sovyetler Birliğinin yıkılması ile Emperyalizmin dünya üzerinde yarattığı yıkım, Ekim devriminin ne kadar güncel ve büyük ihtiyaç olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Emperyalist merkezlerin tüm güçlerini kullanarak Ekim devriminin kazanımlarına saldırmaları korkularının ürünüdür. Çok iyi biliyorlar ki komünizm hayaleti dünya üzerinde dolanmaya devam etmektedir.

Burjuvazi ve onun ideologları Ekim devrimini tarihte kriminal bir olaya indirgemeye ve bir daha asla böyle bir olayın yaşanmayacağına işçi ve emekçileri inandırmaya çalışıyor. Bununla da yetinmiyor, Ekim Devriminin önderlerini değersizleştirmek için yoğun bir mesai harcamaktan geri durmuyor.

Burjuvazi açısından Ekim Devrimi ve önderlerine yapılan saldırılar anlaşılırdır. O görevini yapıyor. Aradan 102 yıl geçmesine rağmen her gece Ekim Devrimi korkusuyla yatıp kalkıyor. Çünkü dünyayı üçüncü kez paylaşım savaşının içine sürükleyerek yeni devrimlerin kapısını araladığını görüyor.

Asıl tehlikeli olan sol içinde kalıp Ekim Devrimine saldıran, liberal, küçük burjuva ideolojisi ile donanmış sözde solların yarattıkları kafa karışıklıkları olmaktadır.

Bu sollar ne yapmaktadır. İşçi sınıfının devrimci bir sınıf olma özelliğini yadsımaktadır. İşçi sınıfını burjuva sistemin sınırlarını aşmayan demokrasi mücadelesinin parçası yapmaktadır. Leninist ilkelerle donanmış sınıf partisini gereksiz saymaktadır. İşçi sınıfını iktidar mücadelesinden uzak tutarak burjuvazinin değirmenine su taşımaktadır.

Gerçek budur…

Durum bu olunca Ekim Devrimini anmak, onun açtığı kızıl mücadele yolundan yürümek proleter devrimcilere kalmaktadır.

Türkiye kapitalizminin sıkıştığı, işçi sınıfı ve ezilen halkları baskı altına alarak yolunu açmaya çalıştığı bu tarihsel dönemde Ekim Devrimine bağlanmak, emperyalist kapitalist ablukayı Anadolu coğrafyasından kırarak yeni ekimler yaratmak geleneğe sıkıca bağlanmaktan geçmektedir.

Öyleyse şimdi sıkı çalışma zamanıdır.